B&KBakırcı & KeskinHUKUK BÜROSU
TR
TürkçeEnglishDeutschРусскийالعربية中文
Menü

Yurt Dışı Tebligatı Öğrenemeyen Davalı Kaçırdığı İstinaf Süresini Geri Alabilir mi? Lahey m.16 | 2026

Kısa ve net cevap: Evet, şartları varsa mümkündür. Lahey 1965 Tebligat Sözleşmesi m.16, dava dilekçesi veya eşdeğer başlangıç belgesi yurt dışına tebliğ için gönderilmiş, davalı davaya katılmamış ve aleyhine karar verilmişse; davalı kendi kusuru olmadan dava belgesini savunma yapmaya yetecek zamanda veya kararı kanun yoluna başvurmaya yetecek zamanda öğrenememişse ve esas bakımından ilk bakışta savunulabilir bir itiraz ortaya koyuyorsa, hâkim kaçırılan kanun yolu süresinin sonuçlarından kurtulma imkânı tanıyabilir. Türkiye m.16/3 kapsamında, başvurunun karar tarihinden itibaren bir yıldan sonra yapılması hâlinde incelenmeyeceğini bildirmiştir.
Yurt dışı tebligat, mahkeme kararı ve kanun yolu süresi
Photo by Kit (formerly ConvertKit) on Unsplash

Lahey Tebligat Sözleşmesi m.16 neyi korur?

1965 tarihli Lahey Tebligat Sözleşmesinin 16. maddesi, yurt dışındaki davalıya yönelik başlangıç tebligatının fiilen savunma hakkını kullanmasına imkân vermediği durumlarda, aleyhine verilen karardan sonra ortaya çıkan kanun yolu süresi sorununa özel bir çözüm getirir. Madde, tebligatın uluslararası niteliği nedeniyle davalının kendi kusuru olmadan dava veya kararı zamanında öğrenememesi ihtimalini dikkate alır.

Bu koruma, her geç tebligat veya her kaçırılan istinaf süresi için otomatik bir “süreyi yeniden başlatma” mekanizması değildir. Sözleşme iki temel maddî şart ve zaman yönünden ek sınırlar kurar. Davalı önce kusursuz biçimde haberdar olamadığını, ardından davanın esası bakımından ilk bakışta ciddi bir savunma ortaya koyduğunu göstermelidir. Ayrıca başvuru, kararı öğrendikten sonra makul süre içinde yapılmalıdır.

Lahey Sözleşmesinin resmî metni HCCH’nin resmî sayfasında bulunmaktadır. Türkiye’nin m.15 ve m.16 kapsamındaki beyanları da HCCH Service Section üzerinden ülke bilgileri ve bildirimler bölümünden kontrol edilmelidir. Güncel ülke beyanı, özellikle m.16/3 kapsamındaki süre üst sınırı bakımından doğrudan önemlidir.

Birinci şart: Davalı kendi kusuru olmadan zamanında haberdar olamamış olmalıdır

Madde 16’nın ilk şartı iki alternatif öğrenme sorununu kapsar. Davalı, kendi kusuru olmaksızın dava dilekçesi veya eşdeğer başlangıç belgesinden savunma yapmasına yetecek zamanda haberdar olamamış olabilir. Ya da davadan bir şekilde haberdar olsa bile aleyhine verilen kararı kanun yoluna başvurmasına yetecek zamanda öğrenememiş olabilir. Her iki durumda da gecikmenin davalının kendi kusurundan kaynaklanmaması gerekir.

Bu nedenle adres değişikliğini bilerek gizleyen, tebligatı almaktan kaçınan veya kendisine ulaşan mahkeme belgesini sebepsiz biçimde görmezden gelen davalı ile tebligat zincirindeki uluslararası gecikme nedeniyle belgeden hiç haberdar olmayan davalı aynı durumda değildir. Madde 16, tebligat sistemindeki gecikme veya aksaklığın savunma hakkını ortadan kaldırmasını önlemek için düzenlenmiştir; tarafın kendi kusuruyla kaçırdığı süreyi genel af niteliğinde geri getirmez.

Uygulamada kusursuzluk değerlendirilirken adres kayıtları, posta veya merkezî makam belgeleri, teslim tarihleri, fiilî ikametgâh, işyeri kayıtları, e-posta ve diğer bildirimler, tarafın dosyayı hangi tarihte öğrendiği ve öğrendikten sonra ne kadar hızlı harekete geçtiği incelenir. Davalının sadece “haberim yoktu” demesi yeterli değildir; bu iddianın tebligat dosyasıyla ve olayların kronolojisiyle desteklenmesi gerekir.

Türkiye’ye veya Türkiye’den yapılan tebligatta merkezî makam yazışmaları, m.6 sertifikası, iade evrakı ve ilgili devletin Sözleşme kapsamındaki beyanları önemlidir. Yurt dışı tebligatın iade edilmesi hakkında iç hukuk yönünü yurt dışı tebligat iade olursa ne olur rehberimizde ayrıca açıklıyoruz.

İkinci şart: Davalı esasa ilişkin ilk bakışta savunulabilir bir itiraz göstermelidir

Madde 16 yalnız tebligat aksaklığına bakmaz. Davalının davanın esası bakımından prima facie, yani ilk bakışta ciddi ve savunulabilir bir itiraz ortaya koymasını da ister. Bu şartın amacı, sonucu değiştirme ihtimali bulunmayan dosyalarda sadece tebligat gecikmesine dayanılarak kesinleşmiş kararların sınırsız biçimde tartışmaya açılmasını önlemektir.

“Prima facie savunma” davalının davayı mutlaka kazanacağını ispatlaması anlamına gelmez. Ancak alacağın ödendiğine ilişkin banka kaydı, sözleşmenin tarafı olmadığını gösteren belge, yetki veya temsil eksikliği, zamanaşımı veya hak düşürücü süre savunması, ayıplı ifa belgesi, borcun başka kişiye ait olduğunu gösteren kayıt veya benzeri somut bir esas savunması sunulmalıdır.

Salt usul itirazı ile esas savunma arasındaki çizgi somut olaya göre değerlendirilir. Madde açıkça “action on the merits” bakımından ilk bakışta savunma aranmasını öngörür. Bu nedenle başvuruda yalnız tebligatın usulsüz olduğunu anlatmak yerine, esas hükmün neden tartışılabilir olduğunu gösteren deliller de dosyaya eklenmelidir.

Avukat açısından güvenli yöntem, başvuruyu iki ayrı bölümde kurmaktır: birinci bölüm tebligat ve öğrenme kronolojisi; ikinci bölüm esas savunma ve deliller. Böylece m.16’nın iki şartı birbirine karıştırılmadan gösterilir.

Makul süre ve Türkiye’nin bir yıllık bildirimi

Madde 16, başvurunun davalının kararı öğrenmesinden sonra “makul süre” içinde yapılmasını zorunlu kılar. Sözleşme bu makul süre için tüm devletler bakımından sabit bir gün sayısı belirlemez. Davalının kararı hangi tarihte öğrendiği, belgeye erişim, yabancı ülkede avukat bulma ve dosya hazırlama süresi gibi unsurlar değerlendirilir.

Bunun yanında m.16/3 âkit devletlere ek bir üst sınır bildirme imkânı tanır; bildirilecek süre karar tarihinden itibaren bir yıldan kısa olamaz. Türkiye, başvurunun karar tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra yapılması hâlinde incelenmeyeceğini bildirmiştir. HCCH’nin Türkiye’ye ilişkin resmî bildiriminde bu sınırlama açıkça kayıtlıdır.

Bu nedenle Türkiye bağlantılı dosyada iki ayrı zaman testi vardır. Birincisi, karar öğrenildikten sonra makul süre içinde hareket edilmiş olmasıdır. İkincisi, Türkiye’nin bildirimi nedeniyle karar tarihinden itibaren bir yıllık üst sınırın aşılmamasıdır. Davalı kararın varlığını çok geç öğrendiğini ileri sürse bile m.16/3 bildiriminin etkisi ayrıca dikkate alınmalıdır.

Başvuru hazırlanırken karar tarihi, kararın kesinleşme tarihi, davalının kararı fiilen öğrendiği tarih ve avukata başvuru tarihi ayrı ayrı belgelenmelidir. Bir yıllık sınır, yalnız tebligatın usulsüzlüğüne dayanılarak göz ardı edilmemelidir.

Lahey m.15 ile m.16 arasındaki fark nedir?

Madde 15 karar verilmeden önceki aşamayı, m.16 ise karar verildikten sonraki aşamayı düzenler. M.15’in temel sorusu şudur: Yurt dışındaki davalı görünmüyorsa mahkeme hangi tebligat şartları gerçekleşmeden esas hakkında hüküm veremez? M.16’nın sorusu ise farklıdır: Karar verilmiş ve davalı kendi kusuru olmadan dava veya karardan zamanında haberdar olamamışsa kaçırılan kanun yolu süresinin sonuçlarından kurtulabilir mi?

Madde 15 hakkında ayrıntılı incelemeyi Lahey Tebligat Sözleşmesi m.15 rehberimizde yaptık. İki madde birbirini tamamlar: m.15 hüküm öncesi savunma hakkını, m.16 ise karar sonrası kanun yoluna erişimi korur.

Madde 15/2’de Türkiye, tebliğ sertifikası dönmemiş olsa bile belirli koşullarla hüküm verilebileceğini kabul eden bildirim yapmıştır. Madde 16/3’te ise süre aşımından kurtulma başvurusuna karar tarihinden itibaren bir yıllık üst sınır koymuştur. Bu iki Türkiye bildirimi ayrı hukuki sonuç doğurur.

HMK’daki eski hâle getirme ile Lahey m.16 aynı kurum mudur?

Hayır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.95 ve devamındaki eski hâle getirme, tarafın elde olmayan sebeplerle kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süreyi kaçırması hâlinde başvurabileceği iç hukuk kurumudur. Lahey m.16 ise uluslararası tebligat bağlamında, Sözleşmeye özgü şartlarla kanun yolu süresinin sona ermesinin etkilerinden kurtulmayı düzenler.

Somut olayda her iki düzenlemenin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir. Uluslararası sözleşme hükmü ve Türk usul hukukundaki başvuru yolu arasında uygulama bağlantısı kurulurken Anayasa m.90 da dikkate alınır. Lahey m.16’nın varlığı HMK’daki usul şartlarını otomatik olarak ortadan kaldırmaz; fakat uluslararası tebligattan kaynaklanan özel koruma ayrıca uygulanmalıdır.

HMK’nın resmî metni için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu esas alınmalıdır. Başvurunun hangi mahkemeye, hangi dilekçeyle ve hangi kanun yolu aşamasında yapılacağı somut karar ve usul durumuna göre belirlenir.

Madde 16 başvurusunda hangi belgeler gerekir?

Başlangıç tebligatına ilişkin Lahey talep formu, m.6 sertifikası veya iade belgesi, posta ve merkezî makam kayıtları, tebligat tarihleri, kararın tebliğine ilişkin evrak ve davalının fiilî öğrenme tarihini gösteren kayıtlar dosyanın temelidir. Davalının adresinin tebligat tarihinde doğru olup olmadığı ayrıca belgelenmelidir.

Kusursuzluk iddiasını desteklemek için pasaport giriş-çıkış kayıtları, yabancı ülkedeki ikamet belgesi, işyeri kaydı, adres değişikliği kaydı, hastane veya mücbir sebep belgeleri somut olaya göre kullanılabilir. Ancak belge listesi olayın niteliğine göre değişir; önemli olan gecikmenin davalının kendi davranışından kaynaklanmadığını gösteren objektif veridir.

Prima facie savunma için de esas davaya ilişkin belgeler eklenmelidir. Ödeme dekontları, sözleşme, teslim tutanağı, fatura, ihtar, e-posta, ekspertiz, tanık bilgisi, yetki belgesi veya borcun bulunmadığını gösteren diğer kayıtlar mümkün olduğunca ilk başvuruda sunulmalıdır.

Kararın ne zaman öğrenildiği özellikle kritik olduğu için, öğrenme anını gösteren e-posta, UYAP görüntüsü, banka haciz bildirimi, yabancı ülkedeki icra belgesi veya başka resmî kayıt saklanmalıdır. Makul süre değerlendirmesi bu tarihten başlar.

Madde 16 hangi kararlar bakımından uygulanmaz?

Sözleşme m.16’nın son paragrafı, kişilerin statüsü veya ehliyetine ilişkin kararlar bakımından bu maddenin uygulanmayacağını açıkça düzenler. Bu istisna önemlidir. Evlilik durumu, boşanma, soybağı veya benzeri kişisel statü alanlarında kararın niteliği ayrıca incelenmeli ve m.16’nın koruması otomatik olarak varsayılmamalıdır.

Kapsam dışı olma meselesi yalnız karar başlığından değil, uyuşmazlığın gerçek hukukî niteliğinden değerlendirilmelidir. Medeni veya ticari bir alacak kararı ile kişisel statü kararı aynı rejime tâbi değildir.

Uygulamadaki en sık hatalar

Birinci hata, usulsüz tebligat iddiasını m.16 için tek başına yeterli sanmaktır. Oysa kusursuz öğrenememe yanında esas bakımından ilk bakışta savunma da gerekir.

İkinci hata, kararı öğrendikten sonra uzun süre bekleyip yalnız bir yıllık üst sınır dolmadığı için başvurunun zamanında olduğunu düşünmektir. Sözleşme ayrıca “makul süre” koşulu arar.

Üçüncü hata, bir yıllık sürenin öğrenme tarihinden başladığını varsaymaktır. Türkiye’nin bildirimi karar tarihini esas alan üst sınır getirir.

Dördüncü hata, m.16 ile HMK eski hâle getirme hükümlerini tamamen aynı kurum gibi uygulamaktır. Her düzenlemenin ayrı şartları bulunmaktadır.

Beşinci hata, esas savunmayı belgesiz ve soyut bırakmaktır. Prima facie savunma, kararın esası bakımından gerçek bir tartışma bulunduğunu göstermelidir.

2026 kontrol listesi

  1. Kararın medeni veya ticari nitelikte olup olmadığını belirleyin.
  2. Başlangıç belgesinin Lahey Sözleşmesi kapsamında yurt dışına tebliğ için gönderildiğini doğrulayın.
  3. Davalının davaya katılmadığını ve aleyhine karar verildiğini tespit edin.
  4. Başlangıç belgesini veya kararı neden zamanında öğrenemediğini kronolojik olarak açıklayın.
  5. Gecikmede davalının kusuru bulunmadığını belgeleyin.
  6. Esasa ilişkin prima facie savunmayı somut delillerle gösterin.
  7. Kararı fiilen öğrenme tarihini belgelendirin.
  8. Öğrenmeden sonra makul süre içinde başvurun.
  9. Türkiye bakımından karar tarihinden itibaren bir yıllık üst sınırı aşmayın.
  10. HMK’daki uygun kanun yolu ve eski hâle getirme hükümlerini ayrıca kontrol edin.

Sık Sorulan Sorular

Yurt dışındaki davalı kararı hiç öğrenmediyse istinaf süresi geri alınabilir mi?

Lahey m.16 şartları gerçekleşiyorsa hâkim süre aşımının etkilerinden kurtulma imkânı tanıyabilir; bu otomatik değildir.

Sadece tebligat usulsüzlüğü yeterli midir?

Hayır. Davalı ayrıca kendi kusuru olmadan zamanında öğrenemediğini ve davanın esası bakımından prima facie savunması bulunduğunu göstermelidir.

Prima facie savunma ne demektir?

Davanın esası bakımından ilk bakışta ciddi, tartışılabilir ve sonucu etkileyebilecek bir savunmanın somutlaştırılmasıdır; davanın mutlaka kazanılacağını ispatlama zorunluluğu değildir.

Başvuru için süre ne kadardır?

Kararı öğrendikten sonra makul süre içinde başvurulmalıdır. Türkiye ayrıca karar tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra başvurunun kabul edilmeyeceğini bildirmiştir.

Bir yıllık süre öğrenme tarihinden mi başlar?

Türkiye’nin m.16/3 bildirimi karar tarihini esas alan bir üst sınır getirir.

HMK eski hâle getirme ile aynı mıdır?

Hayır. HMK m.95 ve devamı iç hukuk kurumudur; Lahey m.16 uluslararası tebligata özgü korumadır. Somut olayda birlikte değerlendirme gerekebilir.

Boşanma kararında m.16 uygulanır mı?

Madde 16, kişilerin statüsü veya ehliyetine ilişkin kararlar bakımından uygulanmaz; kararın hukukî niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.

Kararı icra aşamasında öğrenirsem ne yapmalıyım?

Öğrenme tarihi hemen belgelenmeli, Lahey m.16 ve Türk usul hukukundaki uygun kanun yolu/başvuru imkânı gecikmeden değerlendirilmelidir.

Yabancı ülkedeki yanlış adrese tebligat yapılması m.16 açısından önemli midir?

Evet. Yanlış adres nedeniyle davalının kusursuz olarak haberdar olamaması m.16 değerlendirmesinde önemli olabilir; doğru adresin ne olduğu belgelenmelidir.

Avukat tutmak için geçen süre makul süre hesabında dikkate alınır mı?

Somut olayın şartları içinde dikkate alınabilir; ancak başvurunun geciktirilmemesi gerekir ve Türkiye’nin bir yıllık üst sınırı ayrıca geçerlidir.

Hukukî değerlendirme — Av. Halil Bakırcı

Lahey m.16, uluslararası tebligatın gecikmesi nedeniyle kanun yoluna erişimini kaybeden davalıyı koruyan özel bir düzenlemedir. Başvurunun başarısı, tebligat kronolojisi ile esas savunmanın aynı dosyada güçlü biçimde kurulmasına bağlıdır. Türkiye geneli ve uluslararası bağlantılı dosyalar Mersin’den yönetilmektedir.

Hukuki konu hakkında iletişim

İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.

Telefonla Araİletişim Bilgileri

tarafından hazırlanmış, Av. Emirhan Keskin tarafından incelenmiştir.

Yazar Bilgisi

, Mersin Barosu 3472 sicil numarasına kayıtlıdır. Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu bünyesinde ceza, aile, iş, gayrimenkul ve ticaret hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi sunmaktadır.

İnceleyen: Av. Emirhan Keskin · Mersin Barosu Sicil No: 5507

Telefon WhatsApp