B&KBakırcı & KeskinHUKUK BÜROSU
TR
TürkçeEnglishDeutschРусскийالعربية中文
Menü

Coğrafi İşaret Hükümsüzlüğü Davası: Nedenler ve Sonuçlar | SMK 50–51

Tescilli coğrafi işaretin kanuni koşulları taşımadığı iddiası, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu m.50 uyarınca hükümsüzlük davasına konu edilir. Davayı menfaati bulunan kişiler açabilir. Davalı, sicilde tescil ettiren olarak kayıtlı kişidir; bu davada TÜRKPATENT taraf gösterilmez. Tescil şartlarına aykırılık, başvuru hakkının bulunmaması ve kullanım denetiminin m.49’a uygun yapılmaması ayrı hükümsüzlük nedenleri olarak düzenlenmiştir. Her iddia ilgili kanun maddesi ve somut delille ilişkilendirilmelidir.

Coğrafi işaret hükümsüzlüğünde neden, dava ve kesinleşmiş kararın sicile etkisi
Coğrafi işaret hükümsüzlüğünün incelenmesi

Mahkemenin hükümsüzlük kararı, m.51’e göre Kanunun sağladığı korumanın hiç doğmamış sayılması sonucunu doğurur. Ancak geçmişteki bütün karar ve sözleşmelerin otomatik olarak ortadan kalktığı söylenemez; kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar ile kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler için özel istisnalar vardır. Bu nedenle dava hazırlığı yalnız tescili hedefleyen gerekçeyi değil, istenen sonucun geçmiş ilişkiler üzerindeki etkisini de kapsamalıdır. Üretici, rakip işletme ve tescil ettiren kuruluş bakımından değerlendirme aynı dosyanın farklı yönlerini içerir.

Hükümsüzlük davasının konusu nedir?

SMK m.50, tescilli coğrafi işaretin veya geleneksel ürün adının hukuki dayanağını hedef alır. Bir işletmenin belirli ürün partisinde standarda uymaması ile tescilin kendisinin kanuni koşulları taşımaması aynı iddia değildir. İlki kullanım ve ihlal sorunu doğurur; ikincisi kayıtla sağlanan korumanın geçerliliğiyle ilgilidir. Dilekçede tescil numarası, koruma türü ve hükümsüzlük nedeni açıkça belirtilmelidir. Sadece belirli satıcıya yönelik şikâyetten hareketle tescilin bütünü hakkında aynı sonuca gidilmez.

Bu ayrım uygulanacak delilleri de değiştirir. Tek ürüne ilişkin analiz raporu, tescil metninin neden hukuka aykırı olduğunu her zaman göstermez. Tescilin coğrafi bağını tartışan tarafın alan, ürün özellikleri ve üretim zincirini incelemesi gerekir. Denetim eksikliğine dayanan taraf ise sistemin m.49 şartlarını hangi noktada karşılamadığını ortaya koyar. Davanın amacı baştan doğru belirlenirse teknik inceleme ve talep sonucu da aynı hukuki soruya yönelir.

Kimlerin dava açma menfaati vardır?

SMK m.50/1, hükümsüzlük talebini menfaati olanlara tanır. Davacı, tescilin kendi üretim, kullanım, ticari faaliyet veya hukuki durumuyla bağlantısını açıklamalıdır. Bu açıklama, yalnız tescil ettiren kuruluşu beğenmemek veya genel bir merak beyan etmekten farklıdır. Mahkeme önünde menfaatin somut olayla ilişkisi gösterilir. Üretici belgeleri, faaliyet alanı ve tescilin etkilediği işlem kayıtları, bu ilişkinin değerlendirilmesine yarayan belgeler arasındadır.

Davacı sıfatı ile davanın esasındaki haklılık birbirine karıştırılmamalıdır. Dava açmakta menfaat bulunması, hükümsüzlük nedeninin de ispatlandığı anlamına gelmez. Tescilin kanuni şartları taşıyıp taşımadığı ayrıca incelenir. Aynı şekilde davacının tescil ettiren kuruluşla ticari rekabet içinde olması, başlı başına kanunda sayılmış bir hükümsüzlük nedeni değildir. Dava, kişinin kendi konumunu ve kayıt hakkındaki hukuki itirazını ayrı ayrı açıklayan bir yapı içinde hazırlanmalıdır.

Dava kime karşı açılır?

SMK m.50/3’e göre hükümsüzlük davası, sicilde tescil ettiren olarak kayıtlı kişiye karşı açılır. Bu kişinin güncel kimliği ve hukuki statüsü sicilden doğrulanmalıdır. Tescil tarihinde başvuruyu yapan kuruluşla bugün kayıtlı kuruluş farklı olabilir. Eski haber, tanıtım broşürü veya ilk tescil belgesindeki isim, güncel tarafı belirlemeye tek başına yeterli değildir. Kayıt değişiklikleri ve mevcut temsil bilgileri dava hazırlığında araştırılmalıdır.

Aynı fıkra, TÜRKPATENT’in bu davada taraf gösterilmeyeceğini açıkça belirtir. Kurum kararına karşı açılacak dava ile tescil ettirene yöneltilen hükümsüzlük davası aynı yol değildir. Kurumun tescil işlemini yapmış olması, m.50 davasında otomatik davalı olduğu anlamına gelmez. Talep sonucunun niteliği ve özel taraf hükmü birlikte dikkate alınmalıdır. Yanlış muhataba yöneltilen dilekçe, esas uyuşmazlığın incelenmesinden önce usul sorunları doğurur.

Ürünün koruma alanına ve tanıma uygun olmaması

SMK m.50/2-a, tescilin m.33 ve m.34’teki şartlara aykırılığını hükümsüzlük nedenleri arasında sayar. m.33 koruma kapsamındaki ürünleri; m.34 menşe adı, mahreç işareti ve geleneksel ürün adını tanımlar. Menşe adında aranan üretim zinciri ile mahreç işaretindeki bağ aynı değildir. Dava, koruma türünün gerektirdiği koşulu esas almalıdır. Başka bir koruma türüne ait daha farklı ölçütü yanlışlıkla uygulamak hukuki iddianın temelini bozar.

Coğrafi bağın kurulmadığı ileri sürülüyorsa ürünün hangi niteliğinin, ününün veya özelliğinin ilgili alanla bağlantılı olmadığı açıklanır. Üretim aşamalarının yeri tartışılıyorsa tescil metni ile fiilî üretim zinciri karşılaştırılır. Bu inceleme yalnız yöre adlarının benzerliğine indirgenemez. Koruma türleri arasındaki kanuni farklar, uygulanacak testin seçilmesinde başlangıç kaynağıdır. Somut dosyada teknik ve tarihsel veriler bu testin şartlarına bağlanmalıdır.

Tescil edilemeyecek adlara ilişkin nedenler

m.50/2-a, m.35’teki tescil engellerine de gönderme yapar. Ürünün öz adı olmuş bir ad, kamu düzeni veya genel ahlak engeli, yanıltıcı adlar ve maddede sayılan diğer koşullar kendi hukuki çerçeveleriyle incelenir. Her tescil engelinin delili aynı değildir. Adın genel ürün adı olduğu iddiası, kullanımın niteliğine ve ilgili dönem verilerine dayanır. Yalnız çok sayıda satıcı tarafından kullanılması, bütün değerlendirmeyi tek başına tamamlamaz.

Burada SMK m.44/4 ve m.44/5’in ayrımı da korunmalıdır. Tescilli coğrafi işaretin sonradan ürünün öz adına dönüştüğü kabul edilmez; buna karşılık bileşik adın içindeki genel ürün adı koruma kapsamına girmez. Tescil anında bulunan bir engel ile sonraki yaygın kullanım savunması birbirine karıştırılmamalıdır. Davacı hangi döneme ve hangi ibareye dayandığını açıkça belirtmelidir. Böylece genel ürün adının serbestliği ile tescilli coğrafi işaretin devamı arasındaki sınır doğru kurulabilir.

Başvuru belgelerinin kanuni şartları karşılamaması

SMK m.37’deki şartlara uygun olmama da m.50/2-a kapsamındadır. Ürün tanımı, coğrafi sınır, üretim yöntemi, coğrafi bağ, denetim ve kullanım biçimi gibi bilgiler değerlendirilir. Ancak dava, dosyada herhangi bir yazım yanlışı bulunmasını sınırsız hükümsüzlük nedeni olarak sunmamalıdır. Hangi kanuni şartın neden karşılanmadığı ve eksikliğin tescilin hukuki yapısıyla ilişkisi açıklanmalıdır. Belgelerin varlığı kadar, içeriğinin ilgili şartı gerçekten karşılaması da önem taşır.

Tescil dosyasının tamamı görülmeden yalnız kamuya açık kısa ürün tanımına dayanmak eksik incelemeye yol açar. Başvuruda sunulan teknik ekler, tamamlamalar, Kurum yazışmaları ve yayımlanan son metin birlikte değerlendirilmelidir. İlk taslakta bulunan eksiklik, sonraki işlemde giderilmiş olabilir; hangi metnin tescil edildiği belirleyicidir. Başvurunun incelenmesi ve yayımı süreci bu belge zincirinin nasıl oluştuğunu gösterir. Davada sonuçlandırılmış dosyanın gerçek içeriği esas alınır.

Başvuruyu yapanın yetkili olmaması

SMK m.50/2-b, tescilin m.36 uyarınca başvuru hakkına sahip olmayan kişi tarafından yapılmasını ayrı hükümsüzlük nedeni sayar. Üretici grubu, ilgili kamu kuruluşu, meslek kuruluşu veya kanunda sayılan diğer kategoriye girildiği belgelendirilmelidir. Tek üreticiye tanınan başvuru hakkı ise bu özel durumun ispatına bağlıdır. Yalnız tüzel kişiliğin kurulmuş olması, her ürün için coğrafi işaret başvurusu yapma yetkisi bulunduğunu göstermez.

Bu neden incelenirken ilk başvuru dönemindeki yetki ile daha sonra meydana gelen yönetim veya adres değişikliği ayrılır. Tescil ettirenin sonradan şartları kaybetmesi m.43 mekanizmasını da gündeme getirir; bütün olaylar ilk başvuru yetkisizliği gibi adlandırılmamalıdır. Kuruluş belgeleri, faaliyet kapsamı, ürünle bağlantı ve üretici yapısı ilgili tarihlerle incelenir. Başvuru hakkının kanuni kategorileri, bu özel hükümsüzlük nedeninin çerçevesini oluşturur.

Denetim yapılmaması da hükümsüzlük nedeni olabilir

SMK m.50/2-c, denetim işlemlerinin m.49’da belirtilen biçimde yerine getirilmemesini açıkça hükümsüzlük nedeni sayar. Burada tescil belgesinde bir denetim mercii yazmasının ötesinde, sistemin kanuna uygun işlemesi önemlidir. Denetim raporları, üretici kayıtları, kontrol ölçütleri ve Kurumun eksiklik yazışmaları dosyaya alınmalıdır. Davacı denetimin hangi unsurunun yerine getirilmediğini belirtmelidir. Genel bir “denetlenmiyor” iddiası, ispatlanması gereken olguların açık gösterilmesi ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

m.49/4’teki eksiklik bildirimi, altı aylık giderim ve m.43’e geçiş düzeni de ayrıca görülmelidir. Fakat m.50’de bulunmayan her türlü idari başvuruyu zorunlu dava ön koşulu olarak eklemek doğru değildir. İdari dosyanın mevcut durumu mahkeme önündeki iddianın delillerinden biri olabilir. Hangi yolun kullanıldığı, neyin giderildiği ve hangi eksikliğin sürdüğü belirlenir. Denetim ve yıllık rapor yükümlülükleri, bu nedenle hükümsüzlük incelemesinde önemli bir bağlantı oluşturur.

Yabancı kaynaklı tescillerde ek koşullar

SMK m.50/2-a’nın m.39’a yaptığı gönderme, yabancı kaynaklı coğrafi işaret ve geleneksel ürün adlarının ek şartlarını da kapsar. Kaynak ülkede veya ilgili uluslararası toplulukta koruma, denetim koşulları ve Türkiye kaynaklı başvurulara eşit koruma şartları m.39’da düzenlenmiştir. Uluslararası anlaşma hükümleri ayrıca saklıdır. Yabancı tescil belgesinin bulunması, Türkiye’deki tescilin bütün özel koşullarını kendiliğinden karşılamış sayılmasını gerektirmez.

Bu tür dosyalarda yabancı belgenin kapsamı, geçerlilik dönemi, düzenleyen makamı ve Türkiye’deki başvuruya nasıl bağlandığı açıklanır. Kaynak ülkedeki koruma ile Türkiye’deki tescil aynı kayıt değildir. Çevirilerde ürün adı, hukuki statü ve teknik ölçütler arasında tutarlılık aranır. Hangi şartın hangi tarihte mevcut olmadığı iddia ediliyorsa ona ilişkin belge sunulmalıdır. Yalnız yabancı sicilde bugün görülen son duruma bakılarak geçmişteki bütün tescil koşulları hakkında aynı sonuç çıkarılmaz.

İtiraz süresinin geçmesi ile hükümsüzlük farklıdır

SMK m.40’taki Bülten yayımına itiraz, başvuru aşamasındaki idari yoldur. m.50 ise tescil edilmiş hakka karşı mahkemede açılan hükümsüzlük davasını düzenler. Üç aylık yayıma itiraz süresinin geçmiş olması, m.50’deki davanın bütün koşullarını kendiliğinden ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Öte yandan hükümsüzlük davasının bulunması da kaçırılmış idari itiraz süresini yeniden başlatmaz. Her yol kendi konusu, tarafı ve usulü içinde değerlendirilir.

Dava dilekçesi, önceki itiraz metninin başlığı değiştirilmiş biçimi olmamalıdır. Tescilin tamamlandığı, güncel tescil ettirenin kim olduğu ve m.50’deki hangi nedenin ileri sürüldüğü gösterilir. İdari aşamada sunulan belgeler kullanılacaksa bunların dosya içindeki yerleri belirlenir. Kurumun önceki değerlendirmesi mahkemeye açıklanır; ancak mahkeme önündeki talep ve ispat yükü ayrıca kurulur. Sürelerle ilgili somut değerlendirmede kanunda olmayan genel bir üç aylık hükümsüzlük süresi üretilmemelidir.

Hükümsüzlük ile tescil ettirenin vazgeçmesi aynı işlem midir?

Hayır. SMK m.50–52 iki ayrı yol düzenler. Hükümsüzlük, kanunda sayılan nedenlerin mahkemece incelenmesine ve m.51’deki geçmişe etkili sonuca ilişkindir. M.52’deki vazgeçme ise tescil ettirenin kendi hak ve denetim sorumluluklarını bırakma talebidir. Vazgeçme talebi Bültende yayımlanır; izleyen üç ay içinde gerekli şartları taşıyan başka bir kişi tescil ettiren değişikliği isteyebilir. Böyle bir talep yoksa tescil sürenin sonunda sicilden terkin edilir; vazgeçme sicile kayıt tarihinde hüküm doğurur. Dolayısıyla vazgeçme dilekçesi verilmesi, coğrafi işareti o gün kendiliğinden hükümsüz kılmaz. Tescil ettiren değişikliği ve vazgeçme rehberi bu ayrı kayıt sürecini açıklar.

İspat yükü ve teknik inceleme

HMK m.190, özel düzenleme yoksa iddia ettiği vakıadan lehine hak çıkaran tarafın ispat yükünü düzenler. Coğrafi bağ, üretim yöntemi veya denetim eksikliği iddiasında hangi olguların ispatlanacağı açık belirlenmelidir. Teknik rapor, yalnız sonuç bildiren bir görüşten ibaret kalmamalı; veri, yöntem ve incelenen tescil hükmüyle ilişki kurmalıdır. Tarafların sunduğu raporlar arasındaki farklar hangi teknik konuda bulunduğuna göre açıklanmalıdır.

Özel veya teknik bilgi gerektiren konularda HMK m.266 çerçevesinde bilirkişi incelemesi gündeme gelir. Hukuki değerlendirmeyi bilirkişiye bırakan bir talep kurulmaz; teknik bulgunun hangi kanuni koşula etki ettiği mahkemece değerlendirilir. Tescil dosyası ve denetim belgeleri tarafın elinde değilse, belge ibrazına ilişkin HMK hükümleri çerçevesinde somut belgeler tanımlanır. Belge adı, dönemi ve ispatlayacağı olgu belli olmalıdır; sınırsız ve açıklamasız evrak talebi dosyayı somutlaştırmaz.

Tescil ettirenin savunması hangi kayıtlara dayanır?

Davalı kuruluş, her hükümsüzlük nedenine karşı ilgili belge grubunu sunmalıdır. Coğrafi bağ tartışılıyorsa tescil dosyasındaki teknik dayanaklar; başvuru yetkisi tartışılıyorsa ilgili tarihteki kuruluş ve temsil belgeleri; denetim iddiası varsa raporlar ve düzeltme kayıtları önem taşır. Yalnız tescil belgesini göstererek bütün nedenlerin incelenmesini gereksiz saymak doğru değildir. Tescil mevcut olsa da m.50, kanuni nedenlerin yargı yoluyla değerlendirilmesine imkân tanır. Savunma bu nedenlerin her birini ayrı karşılamalıdır.

HMK m.191’e göre karşı delil sunulması, ispat yükünün kendiliğinden karşı tarafa geçmesi anlamına gelmez. Davalı, davacının ileri sürdüğü vakıanın doğru olmadığını gösterebilir; mahkeme delilleri ilgili ispat kuralları içinde değerlendirir. Sonradan hazırlanmış genel bir faaliyet raporunun, uyuşmazlık dönemindeki somut denetim kaydının yerine geçip geçmediği de içerikten anlaşılır. Savunmanın zaman çizelgesi açık tutulmalıdır. Hangi eksikliğin giderildiği, hangi belgenin hangi döneme ait olduğu ve hangi teknik iddianın çürütüldüğü dosyada görünür olmalıdır.

Dava sırasında koruma kendiliğinden kalkar mı?

Hükümsüzlük davasının açılması, tescilin aynı gün kendiliğinden terkin edildiği anlamına gelmez. Dava devam ederken istenen geçici hukuki korumanın konusu ve şartları ayrıca değerlendirilir. HMK m.389 ve devamındaki tedbir çerçevesi ile uyuşmazlığın niteliği birlikte ele alınmalıdır. Karşı tarafın bütün kullanımını otomatik durduran bir genel sonuç, yalnız dava açıldığı gerekçesiyle ileri sürülemez. İstenen önlem somut tehlike ve uyuşmazlıkla ilişkilendirilmelidir.

Delilin ileride kaybolması veya elde edilmesinin zorlaşması söz konusuysa HMK m.400 çerçevesindeki delil tespiti ayrı bir araçtır. Üretim yerinin mevcut durumu, belirli teknik koşul veya kayıtların tespiti açık biçimde istenir. Delil tespiti kararı ile tescilin hükümsüzlüğüne karar verilmesi farklı işlemlerdir. Geçici aşamada elde edilen bulgular esas davada diğer delillerle birlikte değerlendirilir. Bu ayrım, başvuru sahibinin beklediği sonucu doğru tanımlamasını sağlar.

Görevli ve yetkili mahkeme

SMK m.156/1, Kanunda öngörülen hukuk davaları bakımından fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesini görevlendirir; bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde kanundaki ve görev dağılımındaki esaslara göre asliye hukuk mahkemesi görev yapar. Mahkemenin yargı çevresi ayrıca belirlenir. Bu nedenle yalnız davacının bulunduğu şehirdeki herhangi bir mahkemeye başvurulacağı varsayılmamalıdır. Güncel görev ve yargı çevresi somut dosyada kontrol edilir.

Üçüncü kişinin hak sahibine karşı açtığı davalarda m.156/5, davalının yerleşim yeri esasını düzenler; Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâli için özel gönderme vardır. Kurum kararlarına karşı Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin görev ve yetkisini düzenleyen m.156/2 ise farklı bir yoldur. m.50 davasında Kurumun taraf olmadığını belirten açık hükümle birlikte okunduğunda, her hükümsüzlük davasının otomatik olarak Ankara’da açılacağı sonucu çıkmaz.

Kararın geçmişe etkisi ve istisnaları

SMK m.51/1, hükümsüzlük kararıyla Kanunun sağladığı korumanın hiç doğmamış sayılacağını düzenler. Bununla birlikte m.51/2, karar öncesinde tecavüz nedeniyle verilmiş, kesinleşmiş ve uygulanmış kararları geriye etkinin dışında tutar. Kesinleşme ile uygulanma koşulları ayrı dikkate alınmalıdır. Önceki kararın yalnız verilmiş olması, hükmün saydığı istisnanın bütün şartlarının sağlandığını göstermez. Hangi kararın hangi aşamada olduğu ilgili dosyadan belirlenir.

Karardan önce kurulmuş ve uygulanmış sözleşmeler de aynı fıkradaki özel düzenleme içindedir. Kullanım hakkı sahiplerinin kötüniyetli davranışlarından zarar görenlerin tazminat talepleri saklı tutulmuştur. Bu nedenle hükümsüzlük kararı, geçmiş bütün ilişkiler için tek sonuç üreten bir belge gibi kullanılmamalıdır. Önceki sözleşmenin kurulması, ifası, tarafların davranışları ve istenen hukuki sonuç ayrı açıklanır. Kararın genel etkisi ile kanunun koruduğu tamamlanmış ilişkiler birlikte değerlendirilir.

Sözleşme bedelinin iadesi otomatik değildir

SMK m.51/3, önceki fıkrada belirtilen uygulanmış sözleşmeler kapsamında ödenen bedelin hakkaniyet gereği kısmen veya tamamen iadesinin istenebileceğini düzenler. İade talebi kanunda vardır; fakat her ödeme için tam iade sonucu önceden belirlenmiş değildir. Ödemenin hangi sözleşmeye ve hangi edime ilişkin olduğu gösterilmelidir. Başka hizmetlerin veya teslimlerin karşılığı bulunan karma bir ilişkide bütün bedelin tek kalem olarak değerlendirilmesi uyuşmazlığı yanlış kurabilir.

Hükümsüzlük davasının kazanılmasıyla ayrı bir ödeme ilişkisinin bütün hesaplarının otomatik çözüldüğü söylenmemelidir. İstenen iadenin dayanağı, miktarı ve hakkaniyet değerlendirmesine etkili olgular somutlaştırılır. Mahkeme, kanunun düzenlediği çerçevede değerlendirme yapar. Bu nedenle dava dosyasında tescilin geçerliliğine ilişkin teknik deliller ile ödeme, sözleşme ve ifa belgeleri ayrı düzenlenmelidir. Her belge grubunun cevapladığı hukuki soru farklıdır.

Kesinleşme, sicilden terkin ve uygulama kayıtları

SMK m.51/4 uyarınca kesinleşmiş mahkeme kararı mahkeme tarafından resen Kuruma bildirilir. Hükümsüz kılınan coğrafi işaret veya geleneksel ürün adı sicilden terkin edilir ve terkin bilgisi Bültende yayımlanır. Kararın verilmesi, kesinleşmesi, Kuruma bildirilmesi ve sicil işlemi dosyada ayrı izlenmelidir. Sicildeki sonucun doğrulanması, özellikle devam eden ürün sunumu ve başka uyuşmazlıklarda hangi belgenin kullanılacağının belirlenmesi bakımından önemlidir.

Temel dayanaklar 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 33–39, 43, 44, 49–51 ve 156. maddeleri ile ispat ve geçici koruma bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘dur. Hükümsüzlük talebi, doğru davalıya yöneltilen ve her nedeni ilgili belgeyle açıklayan bir dosyada değerlendirilir. Somut koşullar ispatlanmadan yalnız tescille anlaşmazlık yaşanması üzerinden kesin sonuç verilemez.

Sık sorulan sorular

Coğrafi işaret hükümsüzlüğü hangi maddede düzenlenir?

SMK m.50 dava nedenlerini ve tarafları, m.51 kararın etkisini düzenler. Aynı hükümler geleneksel ürün adı tescilleri bakımından da uygulanır.

Coğrafi işaretin hükümsüzlüğü davasını kim açabilir?

SMK m.50/1’e göre menfaati olanlar açabilir. Davacı, tescille kendi üretim, kullanım veya hukuki durumu arasındaki somut bağlantıyı açıklamalıdır.

TÜRKPATENT davalı gösterilir mi?

Hayır. m.50/3 davanın sicilde tescil ettiren olarak kayıtlı kişiye karşı açılacağını ve Kurumun bu davada taraf gösterilmeyeceğini açıkça düzenler.

Denetim yapılmaması hükümsüzlük nedeni midir?

m.50/2-c, denetimin m.49’daki biçimde yerine getirilmemesini neden olarak sayar. Hangi denetim yükümlülüğünün yerine getirilmediği somut kayıtlarla açıklanmalıdır.

Bir satıcının aykırı ürünü tescilin tamamını geçersiz yapar mı?

Tek ürünün aykırılığı ile tescilin kanuni şartları taşımaması aynı iddia değildir. Hükümsüzlük talebi m.50’deki nedene ve tescilin kendisine ilişkin delillere bağlanmalıdır.

Üç aylık yayıma itiraz kaçırılırsa dava otomatik kapanır mı?

m.40’taki idari itiraz ile m.50’deki hükümsüzlük davası farklı yollardır. İtiraz süresinin geçmesi, m.50 davasının bütün şartlarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; somut hukuki durum ayrıca incelenir.

Dava açılınca tescil hemen silinir mi?

Hayır. Dava açılması sicilde otomatik terkin yaratmaz. Geçici koruma talepleri ayrıca değerlendirilir; kesinleşmiş kararın Kuruma bildirimi ve terkin m.51/4’e göre yürür.

Hükümsüzlük bütün eski kararları ortadan kaldırır mı?

m.51/2, karar öncesinde tecavüz nedeniyle verilen kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar için istisna düzenler. Kesinleşme ve uygulanma koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Ödenen sözleşme bedeli her durumda tamamen iade edilir mi?

Hayır. m.51/3, ilgili uygulanmış sözleşmelerde hakkaniyet gereği kısmi veya tam iadenin istenmesine izin verir. Ödemenin dayanağı, ifa ve somut koşullar değerlendirilir.

Kesinleşmiş karar Kuruma kim tarafından gönderilir?

SMK m.51/4 uyarınca mahkeme kararı resen Kuruma bildirir. Hükümsüz kayıt sicilden terkin edilir ve terkin bilgisi Bültende yayımlanır.

İstanbul ve Mersin ofisleri

İstanbul · Polaris Plaza

Maslak Ahi Evran Caddesi, Polaris Plaza No:21, Kat:9, 34475 Sarıyer/İstanbul

İstanbul ofisi ve randevu

Mersin · Profit İş Merkezi

İhsaniye Mahallesi, 4903. Sokak, Profit İş Merkezi No:23, Kat:3, Daire:14, 33070 Akdeniz/Mersin

Mersin ofisi ve randevu

Sorunuzu iletin



    Sorunuzu kısaca yazın. Lütfen kimlik numarası, belge veya hassas kişisel bilgi paylaşmayın. KVKK Aydınlatma Metni

    Hukuki konu hakkında iletişim

    İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.

    Telefonla Araİletişim Bilgileri

    tarafından hazırlanmış, Av. Emirhan Keskin tarafından incelenmiştir.

    Yazar Bilgisi

    , Mersin Barosu 3472 sicil numarasına kayıtlıdır. Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu bünyesinde ceza, aile, iş, gayrimenkul ve ticaret hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi sunmaktadır.

    İnceleyen: Av. Emirhan Keskin · Mersin Barosu Sicil No: 5507

    Telefon WhatsApp