AYM Bireysel Başvuru Neden Kabul Edilemez? 6216 Madde 48 ve Ret Sebepleri (2026)
4 Kasım 2026 itibarıyla resmî kaynaklar esas alınarak hazırlanmıştır. Somut dosyaya uygulanacak süre ve usul, kendi karar ve tebligat kayıtları üzerinden değerlendirilir.
Bu yazıyla ilgili genel bir sorunuz mu var? Anonim soru sor
Kısa ve net cevap
Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun m.45–48 uyarınca bireysel başvuruyu süre, kişi ve konu bakımından yetki, olağan yolların tüketilmesi ve iddianın temellendirilmesi yönlerinden inceler. Açıkça dayanaktan yoksun başvurular m.48/2 kapsamında kabul edilemez bulunabilir. Salt derece mahkemesinin kararından memnun olmamak bireysel başvuru için yeterli değildir.
Kısa özet
| Temel hukuk kaynağı | Anayasa m.148 ve 6216 sayılı Kanun m.45–50 |
|---|---|
| Konunun odağı | AYM kabul edilemezlik nedenleri ve açıkça dayanaktan yoksunluk |
| Genel başvuru süresi | 6216 m.47/5 uyarınca 30 gün; somut öğrenme tarihi ve AYM içtihadıyla kontrol edilir |
| Belge | Resmî başvuru formu ve iddiayı destekleyen kayıtlar |

Kabul edilebilirlik incelemesi neyi ifade eder?
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruyu esastan incelemeden önce 6216 sayılı Kanun m.45–48’deki kişi, konu, süre, başvuru yollarının tüketilmesi ve diğer usul şartlarını değerlendirir. Başvurunun kayda alınmış olması bu şartların karşılandığı veya bir temel hakkın ihlal edildiği anlamına gelmez. Kabul edilebilirlik, şikâyetin Mahkemenin anayasal inceleme alanına girip girmediğine ilişkin eşiktir. 6216 m.48/2 bazı durumlarda açıkça dayanaktan yoksunluk ve anayasal-kişisel önem ölçütleriyle kabul edilemezlik kararı verilebileceğini düzenler.
Bu nedenle başvurucunun yalnızca olayın esasına odaklanarak tarih, kimlik, temsil veya başvuru yolları konusunu ihmal etmesi yanlıştır. Dosyanın hangi nedenle kabul edilemez bulunabileceği önceden değerlendirilmelidir. Bir ret gerekçesi, aynı olayda farklı şartları da etkileyebilir; örneğin önceki mahkemelerde ileri sürülmeyen iddia hem tüketme hem de temellendirme bakımından sorun yaratabilir. Kanuni koşulları ayrı kontrol etmek başvurunun sonucunu garanti etmez.
Kişi bakımından yetki ve doğrudan etkilenme
6216 sayılı Kanun m.46/1, başvuru hakkını güncel ve kişisel hakkı doğrudan etkilenen kişilere tanır. Kişinin bir kamusal işlemi yanlış bulması tek başına onu bireysel başvuruya yetkili yapmaz. Başvurucu kendi hakkı üzerinde ortaya çıkan müdahaleyi göstermelidir. Özel hukuk tüzel kişileri yalnızca kendilerine ait haklardan dolayı başvurabilir; kamu tüzel kişilerinin bu hakkı yoktur. Yabancılar bakımından vatandaşlara özgü haklara ilişkin kanuni sınırlama ayrıca dikkate alınır.
Dosya şirket adına hazırlanmışsa ekonomik zararın kimde doğduğu, müdahalenin şirketin mi ortağın mı hakkını etkilediği açıklanmalıdır. Bir derneğin üyelerinin kişisel haklarını her durumda kendi adına ileri sürebileceği varsayılamaz. Birden fazla başvurucu varsa kişi bakımından ihlal bağlantısı ve ek belgeler her başvurucu yönünden düzenlenir. Salt soyut toplumsal yarar iddiasıyla anayasal başvuru yapılamaz.
Konu bakımından yetki ve ortak koruma alanı
Anayasa m.148/3 ve 6216 m.45/1 bireysel başvurunun konu alanını Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ilgili taraf olunan protokoller kapsamındaki ortak güvencelerle sınırlar. İleri sürülen menfaatin yasal bir düzenlemeyle korunuyor olması her zaman onun bireysel başvuruya uygun temel hak niteliğinde bulunduğunu göstermez. Anayasa Mahkemesinin görevi her kanun veya sözleşme kuralının uygulanmasını soyut biçimde denetlemek değildir.
Başvurucu hangi anayasal hakkın ihlal edildiğini gösterirken bunun somut işlemin sonuçlarıyla bağlantısını kurmalıdır. Mülkiyet hakkı, ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı farklı olay unsurlarına dayanır. Yanlış konu seçimi, başvurunun yalnızca kanun yolu şikâyeti olarak görülmesine yol açabilir. Konu bakımından inceleme yapılmadan önce başvuruya konu devlet işlemine ilişkin belgeler ve mevcut olağan başvuru yolları belirlenir.
Kanunlara karşı doğrudan başvuru yapılamaması
6216 m.45/3, yasama işlemleriyle düzenleyici idari işlemlere karşı doğrudan bireysel başvuru yapılmasına izin vermez. Başvurucunun bir kanun hükmünü adaletsiz bulması, tek başına bireysel başvuruyu soyut norm denetimine dönüştürmez. Kanunun uygulanması nedeniyle kişisel temel hak müdahalesi meydana gelmişse o somut kamu işlemi hakkında tüketilen olağan yolların sonucu ayrıca incelenebilir. Bir kararın anayasal güvence bakımından değerlendirilmesi ile kanunun doğrudan iptali talebi farklı prosedürlerdir.
Başvuru formunda yalnızca “bu kanun iptal edilsin” biçiminde talep kurulması, başvurunun niteliği bakımından sorun oluşturur. Somut kişisel ihlalin hangi işlemle doğduğu ve neden ortak koruma alanındaki hakkı etkilediği anlatılmalıdır. Düzenleyici işlemin hukuka uygunluğu için görevli idari yargı yolları varsa bunlar ayrıca değerlendirilir. AYM bireysel başvuru kararının hukukî etkisi, Anayasa ve 6216 sayılı Kanundaki rolüyle sınırlıdır.
Zaman bakımından yetki ve uygulama tarihi
Bireysel başvuru mekanizması 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Bu tarihten önce kesinleşen işlemler bakımından AYM’nin zaman bakımından yetkisine ilişkin ölçütler önem taşır. Ancak uzun süren işlemler ve devam eden hukuki durumlar açısından zaman ölçütünün uygulanması somut olayın niteliğine göre incelenmelidir. “Olay çok eski, hiçbir koşulda başvurulamaz” veya “hak etkisi bugün devam ediyor, tüm eski kararlar incelenir” şeklindeki genellemeler isabetli değildir.
Başvurucu ilgili işlemin hangi tarihte doğduğunu, olağan yargısal yolların ne zaman sona erdiğini ve şikâyetin devam eden bir müdahaleye dayanıp dayanmadığını açıklamalıdır. Eski bir olay üzerine yeni bir karar verilmişse yeni kararın anayasal şikâyete etkisi ayrıca değerlendirilir. Zaman bakımından yetki incelemesiyle otuz günlük başvuru süresi birbirinin yerine geçmez; bunlar bağımsız eşiklerdir.
Başvuru yollarının tüketilmemesi
Anayasa m.148/3 ve 6216 m.45/2, ihlali giderebilecek olağan idari ve yargısal başvuru yollarının öncelikle kullanılmasını öngörür. İstinaf, temyiz veya ilgili özel itiraz yolu somut davada etkili ve açıksa başvuru yapılmadan önce tüketilmesi gerekebilir. Her davada aynı yolun açık olduğu varsayılamaz. Kanuni yolun sonucunu beklemeksizin AYM’ye başvurulması, dosyanın esastan incelenmesini engelleyebilir.
Başvurucu hangi şikâyeti hangi merciye sunduğunu ve hangi kararın yolun sonunu oluşturduğunu belgelemelidir. Kanun yolu dilekçesinin süresinde ve usulüne uygun sunulması önemlidir. Derece mahkemesinde ileri sürülebilecek belirleyici iddia veya delilin ilk kez AYM’de dile getirilmesi, tüketme sorunu yaratabilir. Etkisiz yol iddiası varsa ilgili AYM emsal ölçütleriyle desteklenmelidir.
Otuz günlük süreyi kaçırmak
6216 m.47/5 başvuru yollarının tüketilmesinden veya yol yoksa ihlalin öğrenilmesinden itibaren otuz günlük süre düzenler. Sürenin başlangıcında nihai kararın öğrenilmesine ilişkin olgular AYM içtihadıyla birlikte değerlendirilir. Başvurucunun kararı fiilen hangi tarihte bildiği, vekile tebliğ kaydı, elektronik sistem erişimleri ve UETS tebligatı gibi belgeler dikkate alınabilir. Kararın tarihini yanlış okumak süre aşımı bakımından ağır sonuç doğurabilir.
İçtüzük m.64, haklı mazeret durumunda mazeretin kalkmasından itibaren on beş günlük özel başvuru imkânını düzenler. Bu düzenleme her geç başvurunun kabul edileceği anlamına gelmez. Mazeret belgeleri ve gecikmeye etkisi birlikte sunulmalıdır. Süre aşımı kararı, hak ihlali iddiasının esastan değerlendirildiği anlamına gelmez. Başvuru başlangıç tarihinin neden o gün kabul edildiği gerekçeden anlaşılmalıdır.
Açıkça dayanaktan yoksunluk nedir?
6216 m.48/2 uyarınca açıkça dayanaktan yoksun başvurular kabul edilemez bulunabilir. AYM’nin resmî açıklaması, salt delillerin farklı değerlendirilmesini veya hukuk kurallarının farklı yorumlanmasını isteyen kanun yolu şikâyetlerinin kural olarak bu kapsamda kalabileceğini belirtir. Mahkeme derece mahkemesinin tespit ve sonuçlarını genel bir temyiz mahkemesi gibi yeniden incelemez. Ancak anayasal güvenceleri ihlal eden açık keyfilik gibi özel durumların varlığı ayrı değerlendirilir.
Başvurucu yalnızca “karar hukuka aykırıdır” demek yerine müdahale edilen hakkı, kamu gücü davranışını ve somut delili açıklamalıdır. İhlal iddialarının hiç temellendirilmemesi de açıkça dayanaktan yoksunluk değerlendirmesine yol açabilir. Mahkemenin başvurucu adına vakıaları araştırıp gerekçe oluşturması beklenmemelidir. Her hak başlığına ilişkin olayın hangi anayasal koruma ihtiyacını doğurduğu gösterilmelidir.
Kanun yolu şikâyeti ile anayasal şikâyet farkı
Anayasa m.148/4 bireysel başvuruda kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağını belirtir. Bir bilirkişinin kanaatine katılmamak, tanık beyanını yanlış bulmak veya mahkemenin hukuki nitelendirmesini tartışmak tek başına anayasal şikâyet oluşturmaz. Buna karşılık belirleyici delilin keyfî biçimde dışlanması, mahkemeye erişimin ölçüsüz engellenmesi veya savunma hakkının ciddi biçimde kısıtlanması gibi iddialar temel hak yönünden değerlendirmeyi gerektirebilir.
Dilekçe yazılırken “mahkemenin doğru kararı ne olmalıydı?” sorusundan önce “hangi temel hak güvencesi hangi davranışla ihlal edildi?” sorusu cevaplanmalıdır. Bu yöntem kanun yolu incelemesi ile anayasal inceleme alanını ayırır. Sonuç talebi de buna göre düzenlenir; AYM’den derece mahkemesi yerine yeni esasa ilişkin hüküm kurması istenmez.
İddianın temellendirilmemesi nasıl oluşur?
AYM’nin resmî emsal açıklamaları başvurucunun hangi hakkının hangi sebeple ihlal edildiğini anlatma ve somut olayları ortaya koyma yükümlülüğünü vurgular. Sadece Anayasa maddelerini arka arkaya yazmak veya “adil yargılanma hakkım ihlal edildi” demek, ilgili müdahaleyi açıklamıyorsa yeterli olmayabilir. Her iddia hak, kamu işlemi, sonuca etkisi ve delil numarasıyla desteklenmelidir.
Dosyanın çok uzun olması temellendirme eksikliğini otomatik olarak gidermez. Yüzlerce sayfalık ek arasında bir delilin varlığı, o delilin hangi şikâyeti desteklediğini açıklama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Özellikle farklı dava dosyalarının birlikte kullanıldığı başvurularda delillerin ilişkilendirilmesi gerekir. Bir belge elde edilememişse neden sunulamadığı makul açıklamayla gösterilmelidir.
Güncel kişisel mağduriyetin sona ermesi
Bireysel başvuruda güncel ve kişisel hakkın doğrudan etkilenmesi m.46 bakımından önemlidir. İhlalin sonuçlarının idare veya yargı organınca giderilmesi, başvurucunun mağdur sıfatına ilişkin incelemeyi etkileyebilir. Ancak yalnızca yeni bir işlem yapılması tüm zararın otomatik giderildiği anlamına gelmez; giderim türü ve kapsamı somut olarak değerlendirilir. Başvurucunun talebiyle bağlantılı hukuki sonuçların hâlâ sürüp sürmediği incelenmelidir.
Örneğin idari yaptırım kaldırılmış olabilir fakat başka bir zarar devam ediyor olabilir. Bunun bireysel başvuruya etkisi başvurunun niteliğine bağlıdır. Başvurucu yeni gelişmeyi Mahkemeden gizlememeli, usulün öngördüğü şekilde bildirmelidir. Aynı zamanda ileride gerçekleşmesi muhtemel soyut bir zarar nedeniyle başvuru yapılması güncel mağduriyet şartıyla bağdaşmayabilir.
Önemli zarar ve anayasal-kişisel önem ölçütü
6216 m.48/2’de Anayasa’nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsam ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular hakkında kabul edilemezlik kararı verilebilmesi düzenlenmiştir. Bu hükmün uygulanması “miktarı düşük her dava kabul edilemezdir” biçiminde özetlenemez. Zararın niteliği ve anayasal önem birlikte ilgili içtihat ölçütleri üzerinden değerlendirilir.
Başvurucu ekonomik sonuç küçük olsa bile ihlalin kişisel etkisini ve anayasal boyutunu somutlaştırabilir; bunun kabul edilip edilmeyeceğine AYM karar verir. Üstünkörü tutar kıyaslaması yerine müdahalenin hak üzerindeki etkisi açıklanmalıdır. Bu kabul edilebilirlik eşiği, davanın kazanılıp kazanılmadığına ilişkin bir maddi hukuk değerlendirmesi değildir.
Başvurunun mükerrerliği ve önceki kararlar
Bir kişinin aynı kamu gücü işlemiyle ilgili daha önce bireysel başvuru yapmış olması sonraki dosyanın kabul edilebilirliği yönünden önem taşıyabilir. Ancak başka bir müdahale, yeni bir nihai karar veya farklı kişisel hak söz konusuysa yalnızca isim benzerliğinden mükerrerlik sonucu çıkarılamaz. Önceki başvuru numarası, kararın tarihi ve şikâyetin kapsamı karşılaştırılmalıdır. Daha önce kabul edilemez bulunmuş bir dosyanın aynı metinle yeniden sunulmasının usulî sonuçları ayrıca incelenir.
Başvurucu yeniden başvuru yapmadan önce gerçekten yeni bir şikâyet veya giderilmemiş sonuç bulunup bulunmadığını belirlemelidir. Önceki kararın “idari ret”, “kabul edilemezlik” veya “ihlal bulunmadığı” şeklindeki niteliği de farklı sonuçlar yaratır. Bu karar türleri birbirine eşit değildir. Belirsiz başvuru geçmişi yalnızca dosya numarasıyla açıklanamaz; önceki karar metni incelenmelidir.
Kabul edilemezlik ile idari ret neden farklıdır?
İdari ret, İçtüzük m.66 kapsamında başvuru formunun şekil şartlarına uyulmaması, verilen kesin sürede eksikliğin tamamlanmaması veya başvuru süresi gibi özel ön inceleme nedenleriyle ortaya çıkabilir. Buna karşılık kabul edilemezlik, 6216 m.45–48’deki diğer yetki ve koşullara yönelik incelemede verilebilir. İdari ret kararına karşı yedi günlük Komisyona itiraz usulü öngörülmesi her kabul edilemezlik kararına karşı genel itiraz olduğu anlamına gelmez.
Başvurucu kararın tam metnini okuyup hangi hükmün uygulandığını belirlemelidir. Örneğin bir eksiklik tamamlama yazısına cevap vermemekle iddianın açıkça dayanaktan yoksun bulunması farklı problemdir. İlkinde evrakın sunulma biçimi, ikincisinde anayasal temellendirme ön plana çıkar. Karar gerekçesine göre yapılacak sonraki hukuki değerlendirme de farklılaşır.
Aynı olayda birden fazla kabul edilebilirlik sorunu
Başvurunun yalnızca bir eksikliği bulunacağı varsayılamaz. Hem süre aşımı hem başvuru yollarının tüketilmemesi; hem kişi bakımından yetkisizlik hem konu bakımından yetkisizlik birlikte gündeme gelebilir. Mahkeme kararında bunların hangisinin belirleyici bulunduğu ayrı ele alınmalıdır. Tek bir eksikliği düzeltmek kalan hukukî sorunları otomatik gidermez. Başvurucunun dosyayı hazırlarken ön koşulları kontrol tablosuyla karşılaştırması bu nedenle faydalıdır.
Birden fazla hak şikâyeti varsa her birinin kabul edilebilirlik koşulları bağımsız değerlendirilebilir. Aynı başvuru dosyasında bir şikâyet kabul edilebilir bulunurken diğerinin bulunmaması mümkündür. Başvurucu hangi iddianın hangi olaya dayandığını açık yazarak bu ayrımı anlaşılır hâle getirir. Sonucu yalnızca dosyanın genel başlığına bakarak yorumlamak yanlış olabilir.
Kabul edilemezlik riskini azaltan son inceleme
Başvuru için ilk kontrol kişisel mağduriyetin varlığıdır. Ardından konu bakımından ortak koruma alanı, kamu gücü müdahalesi, ilgili işlemin tarihi, olağan yollar ve otuz günlük süre araştırılır. Formun zorunlu alanları tamamlanır, iddialar delillerle desteklenir, yetki ve harç belgeleri eklenir. Yargılamada ileri sürülen anayasal şikâyetler ayrı başlıklara taşınır. İddiaların yalnızca “karar yanlış” sonucuna indirgenmemesine dikkat edilir.
Bu kontrol süreci kabul edilebilirlik güvencesi değil, başvurunun sağlıklı hazırlanması için bir araçtır. Son değerlendirme Anayasa Mahkemesinin görevindedir. Başvuru kabul edilemez bulunursa kararın gerekçesi incelenerek hangi hukukî eşiğin neden karşılanmadığı anlaşılmalıdır. Esas hakkında ihlal bulunmadığı sonucu ile usulî kabul edilemezlik sonucunu aynı başlıkta göstermek doğru değildir.
Sık sorulan sorular
Kabul edilemezlik ne demektir?
AYM’nin başvuruyu esastan incelemek için gerekli yetki veya usul koşullarının bulunmadığına karar vermesidir.
AYM başvurusunun kabulü ihlal bulunduğu anlamına gelir mi?
Hayır. Kabul edilebilirlik kararı, esasa ilişkin temel hak ihlali kararından ayrı aşamadır.
Açıkça dayanaktan yoksunluk hangi maddede?
6216 sayılı Kanun m.48/2 kapsamında düzenlenmiştir.
Yalnızca yanlış karar iddiasıyla AYM’ye gidilir mi?
Salt hukuk ve delil değerlendirmesi tartışması kural olarak kanun yolu şikâyetidir.
Kamu tüzel kişisi bireysel başvuru yapabilir mi?
6216 m.46/2 uyarınca kamu tüzel kişilerinin bireysel başvuru hakkı bulunmaz.
Şirketler AYM’ye başvurabilir mi?
Özel hukuk tüzel kişileri yalnızca kendilerine ait hakların ihlali nedeniyle başvurabilir.
30 gün geçirilirse kabul edilemezlik olur mu?
Evet, kanuni süreye uyulmaması başvurunun usulden incelenmesini engelleyebilir; haklı mazeret şartları ayrıca değerlendirilir.
Başvuru yollarını tüketmek zorunlu mu?
Anayasa m.148/3 ve 6216 m.45/2 uyarınca olağan etkili yolların tüketilmesi gerekir.
Olayı hiç anlatmadan kanun maddesi yazmak yeterli mi?
Hayır. Hangi müdahalenin hangi hakkı etkilediği somut açıklama ve delille temellendirilmelidir.
23 Eylül 2012 neden önemli?
Bireysel başvuru mekanizmasının uygulanmaya başladığı tarihtir; zaman bakımından yetki değerlendirmesinde önem taşır.
İdari ret ile kabul edilemezlik aynı şey mi?
Hayır. İdari ret İçtüzük m.66’daki özel ön inceleme usulüyle ilgilidir.
Kabul edilemezlik kararında ne okunmalıdır?
Kararın tam gerekçesi, dayandığı hüküm ve hangi şikâyetin hangi nedenle kabul edilemez bulunduğu incelenmelidir.
Resmî kaynaklar ve ilgili içerikler
6216 sayılı Kanun; Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü; AYM bireysel başvuru rehberi; AYM sıkça sorulan sorular; AYM açıkça dayanaktan yoksunluk ölçütleri
Site içi kaynaklar: Bireysel başvuru genel rehberi; İhlal kararı sonrası yeniden yargılama; İletişim ve ofis adresleri
İstanbul ve Mersin Ofislerimiz
İstanbul: Maslak Ahi Evran Caddesi, Polaris Plaza No:21, Kat:9, 34475 Sarıyer/İstanbul. Mersin: İhsaniye Mahallesi, 4903. Sokak, Profit İş Merkezi No:23, Kat:3, Daire:14, 33070 Akdeniz/Mersin. Randevu ve iletişim: İletişim · +90 552 224 43 66.
İstanbul Ofisi — Maslak
Mersin Ofisi — Akdeniz
Hukuki konu hakkında iletişim
İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.
Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.
