B&KBakırcı & KeskinHUKUK BÜROSU
TR
TürkçeEnglishDeutschРусскийالعربية中文Français
Menü

Navlun Alacağı Tahsili: Hangi Dava ve İcra Takibi Yolu Seçilmeli? (2026)

Kısa ve Net Cevap

Navlun alacağı tahsili için temel olarak iki ana yol bulunmaktadır: İlamsız icra takibi ve alacak davası. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.42 uyarınca, elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan alacaklı, doğrudan icra dairesine başvurarak navlun bedelinin tahsili için takip başlatabilir. Deniz ticaretine özgü olarak ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.1138 ve devamı maddeleri, taşıyana (donatana) eşya üzerinde bir hapis hakkı tanımaktadır. Bu hak, navlun bedeli ödenene kadar eşyanın teslim edilmemesini ve gerekirse icra yoluyla paraya çevrilmesini sağlar. Eğer borçlu icra takibine itiraz ederse, alacaklının 6102 sayılı TTK ve 6100 sayılı HMK hükümleri çerçevesinde Ticaret Mahkemelerinde itirazın iptali davası açması gerekmektedir. 2026 yılı itibarıyla ticari alacaklarda zorunlu arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce tamamlanması gereken bir dava şartıdır.

  • Navlun Alacağının Hukuki Niteliği ve 2026 Mevzuatı
  • İcra İflas Kanunu m.42 Kapsamında Takip Stratejileri
  • TTK m.1138: Hapis Hakkının Teknik Uygulaması ve Riskler
  • Tahsilat Aşamaları ve İspat Araçları: Konşimento ve Faturalar
  • Sürastarya (Demurrage) ve Dispeç Alacaklarının Tahsili
  • Yargı Yetkisi ve İcra Takip Usulü: Ticaret Mahkemeleri ve Arabuluculuk
  • Uluslararası Deniz Ticaretinde Yetki ve Tenfiz Kuralları
  • Zamanaşımı ve Hak Kayıplarının Önlenmesi
  • Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
  • Yazar ve Hukuki Değerlendirme

Navlun, deniz yoluyla eşya taşıma sözleşmesi (navlun sözleşmesi) uyarınca taşıyanın üstlendiği taşıma hizmeti karşılığında kendisine ödenen ücrettir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.1131 uyarınca navlun, sözleşme ile kararlaştırılır; eğer kararlaştırılmamışsa taşıma tarihindeki piyasa rayicine göre belirlenir. Navlun alacağı tahsili, sadece ana ücreti değil, aynı zamanda taşıyanın yükle ilgili yaptığı zorunlu masrafları ve sözleşmede öngörülen ek bedelleri de kapsar. 2026 yılındaki lojistik dinamiklerinde, navlun alacağının vadesi ve ödeme yeri, sözleşmede açıkça belirtilmediği sürece eşyanın varış limanında teslimi anında muaccel hale gelir.

Hukuki açıdan navlun alacağı, bir para borcu niteliğindedir ancak deniz ticaretinin riskli yapısı nedeniyle kanun koyucu bu alacağı ayni bir teminatla (hapis hakkı) güçlendirmiştir. Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden incelenebilecek olan TTK hükümleri, navlun sözleşmesinin türüne göre (kırkambar veya çarter) farklı sorumluluk rejimleri öngörür. Kırkambar sözleşmelerinde taşıyan, tarifeli bir seferde birden fazla yükletene ait eşyayı taşırken; çarter sözleşmelerinde geminin tamamı veya bir kısmı belirli bir süre veya sefer için tahsis edilir. Bu ayrım, alacağın muhatabının belirlenmesinde kritik rol oynar.

2026 yılı itibarıyla, navlun alacaklarının hesaplanmasında dijital navlun platformları ve akıllı sözleşmelerin kullanımı artmıştır. Ancak bu teknolojik gelişmeler, TTK’nın emredici hükümlerini ortadan kaldırmaz. Navlun borcu, kural olarak yükletene aittir. Ancak konşimentoda navlunun varışta ödeneceği (freight collect) belirtilmişse, eşyayı teslim alan gönderilen de bu borçtan sorumlu hale gelir. Bu müteselsil sorumluluk, alacaklının tahsilat şansını artıran önemli bir hukuki güvencedir.

İcra İflas Kanunu m.42 Kapsamında Takip Stratejileri

Navlun alacağı tahsili için en pratik yöntem, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.42 kapsamında başlatılacak olan ilamsız icra takibidir. Bu yöntemde alacaklı, elinde bir mahkeme kararı olmaksızın icra dairesine başvurarak borçluya bir ödeme emri gönderilmesini talep eder. Borçlunun bu ödeme emrine 7 gün içinde itiraz etme hakkı vardır. İtiraz edilmediği takdirde takip kesinleşir ve borçlunun banka hesapları, taşınmazları ve üçüncü kişilerdeki alacakları üzerine haciz konulabilir.

Özellikle liman şehirlerinde faaliyet gösteren firmalar için bu süreç, profesyonel bir takip gerektirir. Bu noktada bir Mersin icra avukatı ile çalışmak, takibin usulüne uygun başlatılması ve borçlunun mal kaçırma ihtimaline karşı ihtiyati haciz kararı alınması açısından kritiktir. İhtiyati haciz, alacağın vadesi gelmişse ve rehinle temin edilmemişse (hapis hakkı saklı kalmak kaydıyla) mahkemeden talep edilebilir. Bu, borçlunun malvarlığı üzerine ani bir blokaj koyarak tahsilatı garanti altına alır.

Eğer borçlu ödeme aczi içindeyse ve takip sonucunda tahsilat yapılamazsa, alacaklıya İİK 143 uyarınca aciz vesikası verilir. Aciz vesikası, alacaklıya borçlunun ileride edineceği mallar üzerinde hak iddia etme ve tasarrufun iptali davası açma yetkisi verir. Bu durumun sonuçları hakkında yurt dışındaki alacaklı aciz vesikası rehberimizden daha fazla bilgi edinebilirsiniz. 2026 yılındaki yüksek enflasyonist ortamda, icra takiplerinde faiz oranlarının doğru belirlenmesi ve takip masraflarının borçluya yüklenmesi, alacağın reel değerinin korunması için elzemdir.

TTK m.1138: Hapis Hakkının Teknik Uygulaması ve Riskler

Deniz ticaretinde taşıyanı koruyan en güçlü mekanizma TTK m.1138’de düzenlenen hapis hakkıdır. Taşıyan; navlun, sürastarya, boş navlun ve yük için yapılan masraflar ödenene kadar yükü teslim etmekten kaçınabilir. Bu hak, eşya taşıyanın zilyetliğinde olduğu sürece mevcuttur. Eğer eşya gönderilene teslim edilirse, hapis hakkı kural olarak sona erer; ancak eşyanın tesliminden itibaren 3 gün içinde mahkemeye başvurularak hapis hakkının devamı talep edilebilir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve kaçırılması durumunda taşıyanın yük üzerindeki ayni teminatı sona erer.

Hapis hakkının kullanılması süreci şu şekilde işler:

  1. Zilyetliğin Korunması: Taşıyan, yükü gemide tutabilir veya masrafları borçluya ait olmak üzere bir antrepoya tevdi edebilir. Bu aşamada taşıyanın özen yükümlülüğü devam eder.
  2. İcra Yoluyla Satış: TTK m.1201 uyarınca taşıyan, hapis hakkına konu olan eşyanın icra dairesi aracılığıyla paraya çevrilmesini isteyebilir. Bu süreçte eşyanın değeri tespit edilir ve açık artırma yoluyla satılarak elde edilen bedelden navlun alacağı tahsil edilir.
  3. Teminat Karşılığı Teslim: Borçlu, alacak miktarını karşılayacak bir banka teminat mektubu veya nakit teminat sunarsa, taşıyan yükü teslim etmek zorundadır. Aksi halde haksız hapis hakkı kullanımı nedeniyle tazminat sorumluluğu doğabilir.

Bu süreçlerin yönetimi, Resmî Gazete‘de yayımlanan güncel icra yönetmeliklerine ve Türk Ticaret Kanunu’nun deniz ticaretine ilişkin özel hükümlerine uygun olarak yürütülmelidir. Hapis hakkı, sadece navlun alacağı için değil, aynı zamanda müşterek avarya garame payı ve kurtarma ücreti gibi diğer deniz alacakları için de kullanılabilir.

Tahsilat Aşamaları ve İspat Araçları: Konşimento ve Faturalar

Navlun alacağı tahsili davalarında ispat yükü taşıyan üzerindedir. Taşıyan, taşıma hizmetini yerine getirdiğini ve ücretin miktarını ispatlamalıdır. En önemli ispat aracı konşimentodur (Bill of Lading). Konşimento, eşyanın teslim alındığını ve taşıma şartlarını gösteren kıymetli evrak niteliğinde bir belgedir. Eğer konşimentoda “freight collect” (navlun varışta ödenecek) ibaresi yer alıyorsa, bu durum gönderilenin de borçtan sorumlu olduğunu gösteren güçlü bir delildir. Konşimentonun devri, navlun borcunun da devri anlamına gelmez; ancak eşyayı teslim alan kişi, konşimentodaki navlun şartlarını kabul etmiş sayılır.

Ayrıca, 2026 yılı itibarıyla dijitalleşen ticaret hayatında elektronik veri kayıtları ve e-faturalar da büyük önem kazanmıştır. Lojistik süreçlerdeki veri akışının doğruluğu, uyuşmazlıkların çözümünde anahtar rol oynar. Bu bağlamda, veri taşıma ve saklama yükümlülükleri hakkında pazaryeri satıcı verileri ile ilgili hukuki düzenlemeler, dijital delillerin mahkemelerce kabulü noktasında kıyasen yol gösterici olabilir. Ticari defterlerin usulüne uygun tutulması ve navlun faturasının borçluya tebliğ edilip 8 gün içinde itiraz görmemiş olması, alacağın kesinleşmesi açısından stratejik öneme sahiptir.

İspat sürecinde ayrıca gemi jurnalleri, yükleme ordinosu (mate’s receipt) ve liman kayıtları da yan delil olarak kullanılabilir. Özellikle navlun miktarının sözlü kararlaştırıldığı durumlarda, taraflar arasındaki geçmiş ticari teamüller ve benzer taşımalardaki ücretler bilirkişi tarafından incelenir. Türkiye Noterler Birliği üzerinden gönderilen ihtarnameler, borçlunun temerrüde düşürülmesi ve faiz başlangıcının tespiti için vazgeçilmezdir.

Sürastarya (Demurrage) ve Dispeç Alacaklarının Tahsili

Navlun alacağı tahsili denildiğinde, geminin limanda bekleme süresinin aşılması nedeniyle doğan sürastarya (demurrage) ücretleri de bu kapsama girer. TTK m.1150 ve devamı maddelerinde düzenlenen sürastarya, aslında bir tür gecikme tazminatı veya ek navlun niteliğindedir. Geminin yükleme veya boşaltma için kararlaştırılan süreyi (laytime) aşması durumunda, taşıyan her geçen gün için sözleşmede belirlenen bedeli talep edebilir. 2026 yılındaki küresel liman yoğunlukları, sürastarya alacaklarını navlun bedelinden daha yüksek seviyelere çıkarabilmektedir.

Sürastarya alacaklarının tahsilinde de hapis hakkı ve icra takibi yolları geçerlidir. Ancak bu alacakların hesaplanması oldukça tekniktir. “Once on demurrage, always on demurrage” ilkesi gibi uluslararası denizcilik teamülleri, Türk mahkemeleri tarafından da dikkate alınmaktadır. Gecikmenin mücbir sebepten mi yoksa yükletenin kusurundan mı kaynaklandığı, davanın seyrini değiştirir. Eğer gemi, yükleme süresinden daha erken yüklenirse, bu sefer taşıyanın yükletene ödediği “dispeç” (despatch) ücreti gündeme gelir ki bu da navlun alacağından mahsup edilebilir.

Bu tür karmaşık teknik hesaplamalar içeren uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesi kaçınılmazdır. Mahkemeler genellikle deniz ticaretinde uzman kaptanlar veya lojistik uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetlerine başvurur. Sürastarya alacağının tahsili için açılan davalarda, geminin limana varış ihbarı (Notice of Readiness – NOR) ve zaman çizelgesi (Statement of Facts – SOF) en kritik belgelerdir. Bu belgelerin usulüne uygun tutulmaması, binlerce dolarlık alacağın kaybına yol açabilir.

Yargı Yetkisi ve İcra Takip Usulü: Ticaret Mahkemeleri ve Arabuluculuk

Navlun alacağı tahsili için açılacak davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir. İstanbul, İzmir ve Mersin gibi büyük liman şehirlerinde ise Deniz İhtisas Mahkemeleri bu davalara bakmakla görevlidir. Ancak dava açmadan önce, 6102 sayılı TTK m.5/A uyarınca zorunlu arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekir. Arabuluculuk aşamasında taraflar el sıkışırsa, hazırlanan tutanak ilam (mahkeme kararı) hükmündedir ve doğrudan icraya konulabilir. Bu, yıllar sürecek bir dava sürecini birkaç haftada sonlandırma imkanı tanır.

Eğer arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa, alacaklı 1 yıl içinde itirazın iptali davasını açmalıdır. Bu süreçte, davanın profesyonel bir şekilde takibi için bir Mersin ticaret avukatı ile çalışılması, delillerin sunulması ve hukuki argümanların TTK ve HMK çerçevesinde kurgulanması açısından hayati önem taşır. Mahkeme, davanın kabulü halinde borçluyu %20 icra inkar tazminatına da mahkum edebilir. Bu tazminat, borçlunun haksız itirazını cezalandırma amacı taşır.

İcra takibi sürecinde yetkili icra dairesi, kural olarak borçlunun yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa edileceği yer (varış limanı) icra dairesidir. Ancak taraflar arasında geçerli bir yetki sözleşmesi varsa, bu sözleşmede belirlenen yer icra daireleri de yetkilidir. 2026 yılı yargı pratiklerinde, elektronik tebligatın yaygınlaşmasıyla birlikte takip süreçleri hızlanmış olsa da, borçlunun malvarlığı araştırması ve haciz işlemleri hala titiz bir saha çalışması gerektirmektedir.

Uluslararası Deniz Ticaretinde Yetki ve Tenfiz Kuralları

Navlun uyuşmazlıkları genellikle uluslararası bir boyut taşır. Taşıyanın yabancı, yükletenin Türk olduğu veya tam tersi durumlarda, hangi ülke mahkemelerinin yetkili olduğu ve hangi hukukun uygulanacağı (MÖHUK hükümleri çerçevesinde) belirlenmelidir. Özellikle Güney Amerika ülkeleri gibi uzak coğrafyalarla yapılan ticarette, vekaletname ve resmi belge süreçleri için Güney Amerika Türk Konsoloslukları üzerinden işlem yapılması gerekebilir. Apostil şerhi ve noter onaylı tercümeler, uluslararası tahsilatın temel taşlarıdır.

Uluslararası taşımacılıkta navlun alacağı tahsili için yabancı bir mahkemeden veya hakem heyetinden (LMAA gibi) alınan kararların Türkiye’de icra edilebilmesi için tenfiz davası açılması şarttır. Tenfiz davasında Türk mahkemesi uyuşmazlığın esasına girmez, sadece kararın Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığını ve savunma haklarına riayet edilip edilmediğini denetler. Ayrıca, gemi alacaklısı hakkı veren durumlar söz konusu olduğunda, geminin ihtiyati haczi ve seferden men edilmesi gibi ağır tedbirler de gündeme gelebilir.

2026 yılında, uluslararası tahkim şartı içeren navlun sözleşmeleri (Gencon gibi standart formlar) oldukça yaygındır. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için Londra veya Singapur gibi tahkim merkezlerine başvurulması gerekebilir. Ancak hapis hakkı gibi geçici hukuki koruma tedbirleri, tahkim sürecine rağmen yerel mahkemelerden talep edilebilir. Bu karmaşık yapı, hem ulusal kanunlarımızı hem de Lahey-Visby Kuralları gibi uluslararası konvansiyonları derinlemesine bilmeyi gerektirir.

Zamanaşımı ve Hak Kayıplarının Önlenmesi

Navlun alacağı tahsili süreçlerinde en büyük risk zamanaşımıdır. TTK m.1246 uyarınca, deniz ticaretinden doğan her türlü alacak (navlun, sürastarya, müşterek avarya vb.) 1 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre, eşyanın teslim edildiği veya teslim edilmesi gereken tarihten itibaren işlemeye başlar. 1 yıllık sürenin geçirilmesi durumunda, borçlu zamanaşımı def’inde bulunarak ödemeden kaçınabilir. Bu süre, genel alacaklardaki 10 yıllık süreden çok daha kısa olduğu için alacaklıların son derece uyanık olması gerekir.

Zamanaşımını kesen sebepler (icra takibi başlatılması, dava açılması, borcun ikrar edilmesi) Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde değerlendirilir. Ancak deniz ticaretindeki bu kısa süre, alacaklıların çok hızlı hareket etmesini zorunlu kılar. 2026 yılındaki yargı pratiklerinde, arabuluculukta geçen sürenin zamanaşımını durdurduğu unutulmamalıdır. Alacaklılar, haklarını korumak için UYAP Vatandaş Portal üzerinden dosyalarını düzenli olarak takip etmeli ve hukuki süreçleri aksatmamalıdır.

Zamanaşımı süresinin başlangıcı konusunda uyuşmazlık çıkabilir. Örneğin, eşyanın kısım kısım teslim edildiği durumlarda sürenin ne zaman başlayacağı tartışmalıdır. ‘ın resmî uygulama ve mevzuat kontrolülarına göre, son parçanın teslimiyle birlikte süre işlemeye başlar. Ancak ihtiyatlı davranarak, ilk teslimden itibaren süreci başlatmak her zaman daha güvenlidir. Ayrıca, navlun borçlusunun borcu kabul eden bir yazı (ikrar) vermesi, zamanaşımını sıfırlayan en güçlü etkendir.

Türk Ticaret Kanunu m.1246 uyarınca navlun alacakları için zamanaşımı süresi 1 yıldır. Bu süre, eşyanın teslim edildiği tarihten itibaren başlar. Eğer eşya hiç teslim edilmemişse, teslim edilmesi gereken tarihten itibaren süre işlemeye başlar. Bu süre hak düşürücü değil, zamanaşımı süresidir; yani borçlu tarafından ileri sürülmesi gerekir. 1 yıllık sürenin kısalığı nedeniyle, alacaklıların teslimden hemen sonra icra takibi veya arabuluculuk sürecini başlatması tavsiye edilir.

Taşıyanın hapis hakkı hangi durumlarda sona erer?

Hapis hakkı, taşıyanın eşya üzerindeki zilyetliğini kaybetmesiyle sona erer. Eşya gönderilene teslim edildiğinde bu hak biter. Ancak TTK m.1191 uyarınca, teslimden itibaren 3 gün içinde mahkemeye başvurulursa ve eşya hala gönderilenin elindeyse hapis hakkı canlandırılabilir. Ayrıca borcun ödenmesi, yeterli teminat gösterilmesi veya eşyanın yok olması da hapis hakkını sona erdirir. Hapis hakkının sona ermesi, alacağın sona erdiği anlamına gelmez; sadece ayni teminatın kalktığı anlamına gelir.

Navlun sözleşmesinin tarafı olan yükleten (shipper) asıl borçludur. Ancak konşimentoda navlunun varışta ödeneceği (freight collect) belirtilmişse ve gönderilen (consignee) eşyayı teslim almayı kabul ederse, gönderilen de navlun borçlusu haline gelir. Bu durumda taşıyan, hem yükletene hem de gönderilene karşı müteselsil sorumluluk hükümlerine göre takip yapabilir. Gönderilen, eşyayı teslim almazsa kural olarak navlun borcundan sorumlu tutulamaz.

Alacağın vadesi gelmişse ve rehinle (hapis hakkı dışında) temin edilmemişse, alacaklı mahkemeye başvurarak borçlunun malları üzerine ihtiyati haciz kararı alabilir. Deniz ticaretinde gemi üzerine ihtiyati haciz konulması için TTK m.1352 ve devamındaki özel şartların varlığı aranır. İhtiyati haciz talebinde, alacağın varlığına dair yaklaşık ispat (fatura, konşimento vb.) yeterlidir. Mahkeme genellikle alacağın %10-15’i oranında bir teminat yatırılmasını ister.

Konşimentoda ‘freight prepaid’ yazması tahsilatı nasıl etkiler?

Eğer konşimentoda ‘freight prepaid’ (navlun önceden ödenmiştir) ibaresi yer alıyorsa, taşıyan bu ibareye güvenerek konşimentoyu devralan iyi niyetli üçüncü kişilere karşı navlun alacağı iddiasında bulunamaz ve hapis hakkını kullanamaz. Bu durumda taşıyan, navlunu sadece asıl yükletenden talep edebilir. Bu kural, uluslararası ticaretin güvenliğini korumak amacıyla getirilmiştir. Ancak taşıyan, navlunun aslında ödenmediğini ispatlasa bile, bu durum iyi niyetli hamili bağlamaz.

Sürastarya (demurrage) alacakları navlun kapsamında mıdır?

Evet, TTK m.1138 uyarınca sürastarya ücretleri de navlun alacağı ile aynı hukuki korumadan yararlanır. Taşıyan, ödenmeyen sürastarya bedelleri için de yük üzerinde hapis hakkını kullanabilir ve bu alacakları navlun alacağı ile birlikte aynı icra takibine konu edebilir. Sürastarya, geminin limanda haksız yere bekletilmesinin karşılığı olduğu için, navlun sözleşmesinin ayrılmaz bir parçası kabul edilir.

Navlun sözleşmesi ticari bir iş olduğu için görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir. Deniz ticaretine ilişkin uyuşmazlıkların yoğun olduğu yerlerde (Mersin, İstanbul, İzmir gibi) Deniz İhtisas Mahkemeleri görev yapar. Eğer uyuşmazlık miktarı belirli bir sınırın altındaysa, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması zorunludur. Yanlış mahkemede dava açılması, davanın usulden reddine ve zaman kaybına yol açar.

Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamazsa ne yapılmalıdır?

Arabuluculuk son tutanağının düzenlenmesinden itibaren, alacaklı genel mahkemelerde davasını açmalıdır. Eğer daha önce başlatılmış bir icra takibi varsa, ‘itirazın iptali davası’ açılır. Bu davada mahkeme alacağın varlığına karar verirse, takip devam eder ve borçlu tazminata mahkum edilir. Arabuluculuk süreci, dava açma süresini (zamanaşımını) durdurduğu için alacaklıya ek süre kazandırır.

Yabancı bayraklı gemilerde navlun alacağı tahsili nasıl yapılır?

Yabancı bayraklı gemilerde navlun alacağı için Türk mahkemelerinde dava açılabilmesi için yetki sözleşmesi veya MÖHUK kuralları incelenmelidir. Gemi Türkiye karasularındaysa, ihtiyati haciz yoluyla geminin seferden men edilmesi ve alacağın teminat altına alınması mümkündür. Bu süreçte geminin siciline şerh konulması ve kaptana tebligat yapılması gibi özel usuller uygulanır. Uluslararası hukukta gemi alacaklısı hakkı (maritime lien), bu tür tahsilatlarda büyük avantaj sağlar.

TTK m.21 uyarınca, bir faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde içeriğine itiraz etmezse faturayı kabul etmiş sayılır. Navlun faturalarında da bu kural geçerlidir. Ancak faturaya itiraz edilmemesi, taşıma sözleşmesinin hiç var olmadığı veya hizmetin verilmediği iddialarını tamamen ortadan kaldırmaz, sadece miktar ve içerik yönünden karine oluşturur. İtirazın noter aracılığıyla veya iadeli taahhütlü posta ile yapılması ispat açısından önemlidir.

Yazar ve Hukuki Değerlendirme

Navlun alacağı tahsili, deniz ticaretinin kendine has kuralları ile genel icra hukukunun harmanlandığı uzmanlık gerektiren bir alandır. 2026 yılı itibarıyla, küresel tedarik zincirindeki dalgalanmalar ve navlun fiyatlarındaki değişimler, bu tür uyuşmazlıkların artmasına neden olmuştur. Alacaklıların hapis hakkını zamanında ve usulüne uygun kullanmaları, tahsilat kabiliyetini %90 oranında artırmaktadır. Ancak bu hakkın haksız kullanımı, geminin haksız yere bekletilmesi veya yükün zarar görmesi gibi durumlarda taşıyanın karşı tazminat davalarıyla karşılaşmasına yol açabilir. Bu nedenle, sürecin her adımında güncel içtihatlar ve kanun değişiklikleri gözetilmelidir. Av. Halil Bakırcı olarak tavsiyemiz, navlun alacağı uyuşmazlıklarında öncelikle arabuluculuk masasında çözüm aranması, sonuç alınamazsa hızlıca ihtiyati haciz ve hapis hakkı prosedürlerinin işletilmesidir. Deniz ticareti hukuku, şekli şartlara sıkı sıkıya bağlı bir alan olduğundan, konşimento ve zaman çizelgelerinin (time sheet) titizlikle incelenmesi davanın kaderini belirleyecektir.

Hukuki konu hakkında iletişim

İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.

Telefonla Araİletişim Bilgileri

Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

tarafından hazırlanmış, Av. Emirhan Keskin tarafından incelenmiştir.

Yazar Bilgisi

, Mersin Barosu 3472 sicil numarasına kayıtlıdır. Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu bünyesinde ceza, aile, iş, gayrimenkul ve ticaret hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi sunmaktadır.

İnceleyen: Av. Emirhan Keskin · Mersin Barosu Sicil No: 5507

    İSTANBUL · MERSİN · ÇEVRİM İÇİ

    Hukuki görüşme talebi

    Konunuzu kısaca paylaşın. Görüşme için tercih ettiğiniz ofisi veya çevrim içi seçeneğini belirtebilirsiniz.

    * İşaretli alanlar zorunludur.




    Mesaj uzunluğu0 / 1000

    Kalan karakter: 1000Boşluklar dahildir.Sınıra yaklaşıyorsunuz.1.000 karakter sınırına ulaştınız.

    Kimlik numarası, banka bilgisi veya hassas belge paylaşmayın. KVKK Aydınlatma Metni

    İlk iletişim tek başına avukatlık ilişkisi kurmaz ve yasal süreleri durdurmaz. Acil süreli konularda telefonla ulaşın.

    Bu Yazıyla İlgili Soru Sor

    Gerçek sorular yönetici incelemesinden sonra anonim olarak yayımlanabilir. İsim, telefon, kimlik numarası, dosya numarası veya özel bilgi paylaşmayın. Bu alan hukuki danışmanlık değildir.

    Gizlilik ve KVKK bilgilendirmesi

    Telefon WhatsApp