Avusturya Mahkemesinde Yapılan Sulh Türkiye’de Nasıl İcra Edilir? 1989 Sözleşmesi m.15
Kısa ve Net Cevap
Avusturya mahkemesi önünde hukukî veya ticari bir uyuşmazlık için yapılan sulh, Avusturya’da icra edilebilir olduğu takdirde Türkiye’de de mahkeme kararı gibi tanınabilir ve tenfiz edilebilir. Dayanak, Türkiye Cumhuriyeti ile Avusturya Cumhuriyeti arasında 23 Mayıs 1989 tarihinde imzalanan Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi Sözleşmesi’nin 15. maddesidir. Madde 15/1 sulhun icra edilebilirliğini temel koşul sayar; 15/2 usul için sözleşmenin 11–14. maddelerini kıyasen uygular.
Avusturya’da iki kişi arasında imzalanan her anlaşma bu özel düzenlemeye girmez. Sulhun bir mahkeme önünde yapılmış olması, hukukî veya ticari konuyu çözmesi ve Avusturya’da icra kabiliyeti taşıması gerekir. Türk mahkemesi 15/3 uyarınca gerekli belgelerin sunulup sunulmadığını ve tenfizin Türk kamu düzeniyle açıkça çatışıp çatışmadığını inceler. Bu inceleme, daha önce karara bağlanan alacağın esasını yeniden yargılamak anlamına gelmez.
Mahkeme Sulhünün Tenfizi: Kısa Özet
| Kontrol | Hukukî Dayanak |
|---|---|
| Mahkeme önünde ve hukukî/ticari konuda yapılma | 1989 Sözleşmesi m.15/1 |
| Avusturya’da icra edilebilir olma | m.15/1 |
| Usul ve evrak | m.15/2 ve m.11–14 |
| Türkçe yeminli tercüme | m.14/2 |
| Ek onaydan muafiyet | m.14/3, m.15/2 atfı |
| İnceleme sınırı | m.15/3 |
| 1992 öncesi sulhlerin ayrılması | m.17 |
| İflas kapsam dışı | m.1/2 |

Kısa Özet: Mahkeme Sulhu, Özel Anlaşma ve Karar
Avusturya’daki bir uyuşmazlık anlaşmayla sonlandırıldığında belgenin hukukî kimliği saptanmalıdır. Birincisi tarafların kendi aralarında imzaladığı özel sözleşme; ikincisi avukatları aracılığıyla yürüttükleri görüşmenin sonunda oluşturulan yazılı mutabakat; üçüncüsü ise Avusturya mahkemesi önünde kurulan ve mahkeme usulüne giren sulhtur. 1989 Sözleşmesi’nin 15. maddesi sonuncu türdeki mahkeme sulhlarını açıkça düzenler.
Alacak miktarı, ödeme planı, faiz, para birimi, icra takibi masrafı ve hangi borçlunun hangi edimi üstlendiği yazılı belgede açıklık taşımalıdır. Mahkeme sulhünün varlığını ileri süren kişi, belgeye sonradan eklediği şahsi yorumlarla tenfiz kapsamını genişletemez. İstenebilecek sonuç, sulh belgesinin icraya elverişli hükümlerine göre şekillenir; yalnızca tarafların bir araya geldiği veya müzakere yaptığı olgusu yeterli değildir.
1989 Türkiye–Avusturya Sözleşmesi m.15’in Tam Hukukî İşlevi
Sözleşme m.15/1, bir akit devlet mahkemesi önünde yapılan hukukî ve ticari sulhun, düzenlendiği devlette icra edilebilir olması koşuluyla diğer akit devlette mahkeme kararları gibi tanınması ve tenfizini öngörür. Bu hüküm klasik mahkeme kararlarından ayrı, fakat sınır ötesi icra bakımından benzer sonuca yönelen özel bir başlık oluşturur. Avusturya’daki mahkeme sulhü için ayrıca sırf bir mahkeme kararı başlığı taşıması aranmaması bu ayrımın pratik sonucudur.
m.15/2, tenfiz işlemlerinde m.11, m.12, m.13 ve m.14’ün kıyasen uygulanacağını belirtir. m.15/3 ise Türkiye’deki mahkemenin incelemesini belge sunumu ve Türk kamu düzeniyle açık çelişki bakımından sınırlar. Böylece başvuru yapan avukat, mahkeme sulhünün iradesine ilişkin yeni bir sözleşme davası açmak yerine ikili sözleşmenin öngördüğü tanıma ve tenfiz yolunu doğru belgelerle değerlendirmelidir.
Avusturya’da İcra Edilebilirlik Nasıl Ayrılır?
m.15’in uygulanabilmesi için Avusturya mahkemesi önünde yapılmış sulhun o ülkede icra edilebilir olması gerekir. Bir görüşme tutanağında ‘taraflar uzlaşmaya yaklaştı’ ifadesinin bulunması, resmî icra kabiliyetiyle aynı şey değildir. Sulhün kararlaştırdığı yükümlülükler ve Avusturya usul hukukunda bunların hangi belgeyle icra edilebilir hâle geldiği ayrı ayrı gösterilir. Türkiye’deki mahkeme Avusturya hukukunun bu sonucunu varsayımla kabul etmek yerine belge üzerinden değerlendirir.
İcra edilebilirlik yalnız ilk sulhün yapıldığı tarih temel alınarak tespit edilmez. Sulhun icrası belirli vadeye, koşula veya karşılıklı edimlerin yerine getirilmesine bağlanmış olabilir. Bu durumda Türkiye’de istenen icranın hangi borç ve dönem için talep edildiği belirlenir. Müvekkilin elindeki sulh belgesinin tamamı incelenmeden ‘her alacak hemen haczedilebilir’ denilmesi doğru olmaz. Sulhun amacı ve icra edilebilir yükümlülükler açıkça ayrılır.
Mahkeme Önünde Yapılan Sulh Olma Şartı
Sözleşme m.15/1’in lafzında ‘mahkemeleri önünde yapılan sulhlar’ ifadesi yer alır. Bu nedenle yalnız bir noter huzurunda yapılan sözleşme veya iki şirket arasında e-postayla gerçekleştirilen ticari uzlaşma doğrudan aynı statüde değildir. Bir belgenin mahkeme sulhü olup olmadığı kaynak Avusturya mahkemesinin tutanağı, tasdiki ve işlem kaydı üzerinden anlaşılır.
Avusturya’daki dosyada mahkemenin sulhü hangi işlemle kayıt altına aldığı, tarafların kimlikleri, dava numarası, anlaşmanın kapsamı ve icra edilebilirlik bilgisi belirlenir. Mahkemenin düzenlediği tutanak yalnız bir celse zaptı olup sulh hükümlerini içermiyorsa eksik kayıtla Türkiye’de tenfiz istemek yanlış olur. Bu eksiklik, belge üzerinde apostil bulunduğu iddiasıyla da giderilemez.
Adi Sulh Sözleşmesinin Neden Farklı Olduğu
Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde tarafların borç ilişkisini sulh yoluyla yeniden düzenleyen bir özel anlaşma, kendi sözleşmesel sonuçlarını doğurabilir. Fakat bu belgenin 1989 Sözleşmesi m.15’teki özel yabancı mahkeme sulhü statüsüne sahip olması ayrıca mahkeme önünde yapılmış olmayı gerektirir. Yalnız başlığa ‘mahkeme sulhü’ yazılması veya belgenin bir avukat tarafından hazırlanmış olması yeterli değildir.
Türk hukukunda özel sözleşmeye dayanılarak alacak davası açılması ya da icra takibi yapılması ile yabancı mahkeme sulhünün tanınması ve tenfizi farklı usullerdir. Her ikisinde de borçlunun savunma imkânları, belge türü ve uygulanacak mevzuat değişebilir. Bu nedenle Avusturya’dan gönderilen belgeye Türkiye’de işlem yapılmadan önce ‘mahkeme önünde yapılan icra edilebilir sulh’ niteliğinin ispatı aranmalıdır.
Madde 15/3’teki Sınırlı Denetimin Anlamı
Sözleşme m.15/3, tenfizi inceleyen mahkemeyi iki denetim konusuyla sınırlar: gerekli belgelerin sunulması ve icranın talep edilen devletin kamu düzeniyle açıkça bağdaşmaması. Bu açık sınırlama, mahkeme sulhünün maddi hukuk bakımından baştan yargılanmasını engellemeyi amaçlayan bir usul kuralıdır. Avusturya’daki sulhte tarafların ekonomik olarak iyi veya kötü pazarlık yaptığı iddiası tek başına Türk mahkemesinin yabancı uyuşmazlığın esasını yeniden görmesini gerektirmez.
Diğer yandan mahkemenin incelemesi sınırlıdır diye kamu düzeni denetimi ortadan kalkmaz. Sulhün Türkiye’de uygulanması Türk hukuk düzeninin temel ilkeleriyle açık biçimde çatışıyorsa sözleşmenin m.15/3-b bendi önem taşır. Bu iddia somut sulh hükmü ve istenen icra sonucuyla ilişkilendirilir. Başvuru yapan kişi belgenin içeriğini özetleyip kritik hüküm fıkralarını gizlememelidir.
Sözleşme m.14 Belgeleri Sulhte Nasıl Kıyasen Uygulanır?
m.15/2’nin atfıyla m.14 belge sunumu mahkeme sulhüne kıyasen uygulanır. Bu nedenle sulhün tamamını içeren resmî örnek, sulhün kaynak ülkede icra edilebilir olduğunu gösteren belge veya kayıt, uygun Türkçe tercüme ve duruma göre diğer açıklayıcı evrak dosyanın temelini oluşturur. Mahkeme kararı için m.14/1’de kesinleşme ve icra kabiliyetini gösteren belge düzenlenmişken mahkeme sulhüne uygulamada özellikle sulhün Avusturya’daki icra edilebilirlik durumu merkezî önemdedir.
Bir taraf Avusturya’daki duruşmalara katılmamışsa tebligat ve temsil durumu da belgeler arasındaki eksiklik riskini etkiler. Ancak kararlar için yazılmış her belge ifadesini mahkeme sulhüne aynı kelimelerle mekanik biçimde uygulamak doğru değildir. Kıyasen uygulama, sulhün kurum olarak farklılığına uygun belge seçimini gerektirir. Mahkeme adı, tutanak tarihi, tarafların sıfatı ve icra edilebilirlik kaydı çelişkisiz olmalıdır.
Apostil ve Yeniden Onay Gerekiyor mu?
Sözleşme m.14/3, madde kapsamındaki belgelerin başka bir onay veya şekil şartına tabi olmadığını belirtir. m.15/2’nin m.14’e yaptığı kıyasen atıf nedeniyle, mahkeme sulhünün tenfizi için sunulacak sözleşme kapsamındaki belgelerde de ek onay aranıp aranmadığı bu özel hüküm uyarınca değerlendirilir. Genel Lahey apostil anlatımını incelemeden önce ikili sözleşmedeki bu muafiyetin varlığı dikkate alınmalıdır.
Bu sonuç, belge veya tercüme zorunluluğunun kaldırıldığı anlamına gelmez. m.14/2, belgelerin talepte bulunulan ülkenin diline çevrilmesini ve tercümenin iki ülkeden birine mensup yeminli tercüman tarafından onaylanmasını öngörür. Apostil, tercüme doğruluğunun yerine geçmez; tasdik muafiyeti de sulhün Avusturya’da gerçekten icra edilebilir olduğu şartını kaldırmaz. Dosya hazırlanırken bu üç başlık ayrı kontrol edilir.
Türkçe Tercümede Ödeme Planı Nasıl Aktarılır?
Avusturya mahkeme sulhünün tercümesinde borcun miktarı, para birimi, taksit tarihleri, faiz başlangıcı, şartlı edim veya cezai şart benzeri hükümler hatasız aktarılmalıdır. Almanca metindeki bir ‘ödeme tarihi’ ile ‘belirli tarihe kadar ödeme sözü’ birbirine karıştırılmamalıdır. Türk mahkemesinde tenfizi istenen bölümün Avusturya mahkemesi önünde kararlaştırılan yükümlülükle örtüştüğü açıkça görülebilmelidir.
Tercüme yalnız sulh metninin ana paragrafını içeriyorsa ek sayfalarda yer alan protokol, ödeme çizelgesi, borçlu adı veya mahkeme kaydı gözden kaçabilir. Önemli bilgiler farklı sayfalarda ise aynı dosya bağlantısıyla hazırlanır. Tercümanın yeminli statüsü ve onay koşulları Sözleşme m.14/2 bakımından kontrol edilir. Tercüme ile özgün sulh arasındaki farklılıklar, sorun yaratmadan önce düzeltilmelidir.
Döviz Üzerinden Sulh ve İcra Talebinin Sınırı
Avusturya’da düzenlenen sulh euro üzerinden ödeme borcu içerebilir. Bu durumda Türk mahkemesine sunulan talep, kaynak sulhün gerçekten hangi para birimi üzerinden hangi tutarı belirlediğini açıkça göstermelidir. İcra takibi aşamasında yabancı para alacağına ilişkin Türk mevzuatı ve ödeme tarihi değerlendirmesi ayrıca yapılır. Sulh metnini yalnız Türk lirasına çevirip bunun sulhun asıl konusu olduğu izlenimi vermek doğru değildir.
Örneğin sulhte iki ayrı taksit ve farklı vade günleri bulunuyorsa bunların ayrı tutulması gerekir. Aynı şekilde avans, faiz, tazminat ve dava gideri farklı borç kalemleridir; anlaşmanın açıkça içermediği bir kalemin tenfiz dilekçesine eklenmesi sakıncalıdır. Çeviri, matematik ve talep sonucu arasında tutarlılık kurulması bir SEO detayı değil icra dosyasının temel hukuki gereğidir.
Taksit, Vade ve Şarta Bağlı Edimler
Mahkeme sulhleri tarafların bir defada ödeme yerine belirli aralıklarla ifa yapmasını kararlaştırabilir. Bu durumda hangi taksidin vadesinin geldiği ve sulhte vade öncesi tüm borcun muaccel olacağına ilişkin bir koşul bulunup bulunmadığı dikkatle okunur. Türk mahkemesi önünde tüm taksitlerin birden istenmesinin dayanağı, yabancı sulhün metninde açık biçimde bulunmalıdır.
Sulhün bir tarafın belirli malı teslim etmesine, diğer tarafın ise belli süre içinde ödeme yapmasına bağlanması da mümkündür. Bu tür karşılıklı edimlerde kayıtsız şartsız para alacağı varsayımı yerine sulhün hangi şartlarının gerçekleştiğini gösteren belgeler hazırlanır. Tenfiz, sulh metninin içeriğini değiştirerek borç ilişkisi kurma yolu değildir. Dilekçedeki istem, Avusturya’daki anlaşmanın uygulanabilir kısmıyla sınırlı tutulur.
Mahkeme Sulhünde Tarafların Yetkili Temsil Edilmesi
Avusturya’daki dava sonunda mahkeme sulhü avukat veya başka temsilci tarafından imzalanmışsa, temsil edilen kişi ve temsil yetkisinin mahkeme işlemine ilişkin kapsamı önem taşır. Türkiye’de tenfizi isteyen kişi, sulh belgesindeki tarafın kendi müvekkili veya karşı tarafla hangi hukukî sıfatla ilişkili olduğunu belirlemelidir. Ticaret şirketi tarafsa şirketin unvanı, temsilci bilgisi ve karar metnindeki borçlu tanımı tutarlı olmalıdır.
Temsil meselesi, Türkiye’deki tenfiz davasında kullanılacak Türk avukat vekâletnamesinden ayrıdır. Avusturya mahkeme sulhünün kurulması bir işlem, Türkiye’de hukukî temsil ise başka bir işlemdir. Her iki aşamada yetki belgesi ayrı incelenir. HMK m.74’teki özel dava vekâleti hükümleri Türkiye’deki avukatın sulh olma ve davadan feragat gibi işlemlerinde önem taşır; yabancı sulhün kaynak ülkede kurulma biçiminin yerine geçirilmez.
Avusturya Şirketleri Arasındaki Ticari Sulhler
Avusturya mahkemesi önünde bir ihracat, hizmet veya ticari borç uyuşmazlığı sulhle sona ermiş olabilir. Sulhün Türkiye’de icra edilmek istenmesinin nedeni karşı tarafın Türkiye’de alacak, banka hesabı veya taşınmaz gibi malvarlığı bulunması olabilir. Ticari bağlamdaki bu olayda ilk soru, sulhün Avusturya mahkemesi önünde kurulmuş ve orada icra edilebilir olup olmadığıdır. İkinci soru, Türkiye’de kime karşı hangi edimin icra edilmek istendiğidir.
Şirket adının sonradan değişmesi veya şirketin birleşme, bölünme gibi yapısal değişiklik geçirmesi halinde sulhte taraf olarak görünen tüzel kişiyle Türkiye’deki takip borçlusu arasındaki hukuki bağlantı açıkça belgelenmelidir. Yabancı mahkeme sulhünün içeriğine olmayan yeni bir borçlu eklemek mümkün değildir. Ticari alacağı tahsil amacına ulaşmak, yabancı belgenin doğru tüzel kişiye ve doğru icra talebine bağlanmasını gerektirir.
Kısmen İfa Edilen Sulhte Türkiye’de Ne Talep Edilir?
Avusturya’da düzenlenen mahkeme sulhündeki borcun bir kısmı önceden ödenmişse, Türkiye’de aynı tutarın ikinci kez istenilmemesi gerekir. Sulhün hüküm fıkrası ve sonradan yapılan ödemeler birbirinden ayrılır. Borç ilişkisi kapsamındaki ödemelerin tarihleri, banka dekontları ve alacaklı ile borçlu arasındaki mutabakat yazışmaları bu kontrolün önemli parçalarıdır.
Tenfiz davasının amacı, yabancı sulh belgesinin icra edilebilir sonuçlarını Türkiye’de uygulanabilir hâle getirmektir. Bu amaç, daha önce ifa edilmiş bir borcun yeniden tahsilini meşru hâle getirmez. Sulhün toplam tutarı üzerinden tenfiz istenmesi ile icra aşamasında fiilen kalan alacak tutarının hesaplanması hukuken farklı işlemler olabilse de vekilin aynı ödeme kalemini iki kez tahsile yönelmemesi gerekir.
1992 Öncesi Sulhlerde Tarih Kontrolü
Sözleşme m.17, yürürlüğe girmesinden sonra verilen mahkeme kararları ve yapılan sulhler hakkında uygulanacağını düzenler. Sözleşmenin yürürlüğe giriş tarihi 1 Kasım 1992’dir. Dolayısıyla Avusturya mahkemesi önünde 1990 yılında yapılmış bir sulh için 1989 Sözleşmesi’nin 15. maddesini tarihe bakmadan uygulamak doğru olmaz. Somut belgenin tarihiyle birlikte o dönem geçerli uluslararası sözleşme sistemi incelenmelidir.
Avusturya mahkemesinde uyuşmazlığın açıldığı tarihle sulhün yapıldığı tarih birbirinden farklı olabilir. m.17 bakımından önemli olan, sözleşmenin kapsamına alınan sulhün hangi tarihte yapıldığıdır. Başvuru hazırlığında dava başlangıç tarihi, sulh tutanağı tarihi ve icra edilebilirlik kaydı ayrı başlıklarda kayda alınmalıdır. Yalnız eski esas numarasına bakarak sulhün de 1992’den önce gerçekleştiği varsayımı kurulamaz.
İflas Sulhu ve Benzeri Usullerde İstisna
Sözleşme m.1/2, iflas, iflası önlemeye yönelik sulh veya benzeri usuller çerçevesinde verilen kararları kapsam dışında bırakır. Bu nedenle Avusturya’daki bir insolvens veya yeniden yapılandırma işlemini sırf başlığında ‘sulh’ bulunduğu için doğrudan m.15 kapsamına dahil etmek doğru değildir. İcra edilebilir bir mahkeme sulhü ile iflas prosedüründeki tasfiye veya alacaklılar uzlaşması aynı hukukî nitelik değildir.
Dosya bir borçlunun genel malvarlığı üzerindeki toplu takip veya iflas sürecinden doğmuşsa önce m.1/2 kapsam istisnası değerlendirilmeli, sonra Türkiye’de icra ve yabancı iflas kararları yönünden uygulanacak diğer mevzuat araştırılmalıdır. Kapsama ilişkin yanlış tespit, ikili sözleşmenin hızlandırıcı hükümlerine gerçekte dayanılamayan bir işlem kurulmasına sebep olur. Belgenin adı değil hukuki süreç önemlidir.
Türkiye’de Yetkili Mahkeme ve Dava Dilekçesi
Sözleşme m.11/1, mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi usulünü talepte bulunulan devletin hukukuna bırakır; m.11/2 başvurunun doğrudan yetkili mahkemeye veya makama yapılacağını düzenler. m.15/2 gereği bu usul hükümleri mahkeme sulhünde de kıyasen uygulanır. Türkiye’de görev ve yetki MÖHUK m.50–59 sistemiyle birlikte değerlendirilir. MÖHUK m.51/2, aleyhine tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, bu yoksa sakin olduğu yer, ikisi de bulunmazsa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleri bağlantısını düzenler.
Bu nedenle Avusturya’da yaşayan alacaklının Mersin’de avukatla çalışması, bütün tenfiz davalarının Mersin’de açılacağı anlamına gelmez. Talep dilekçesinde karşı tarafın kimliği ve Türkiye bağlantıları, mahkeme sulhünün icra kabiliyeti, sözleşmenin m.15 dayanağı ve istenen sonuç açık biçimde yazılır. Yetki denetimi, Avusturya’daki sulhü Türk mahkemesinde yeniden kurmak için değil, onun Türkiye’deki tanıma ve tenfiz prosedürünü doğru yerde yürütmek içindir.
Yabancı Sulhün Tenfizinden Sonra İcra Aşaması
Türkiye’de tenfiz kararı elde edilmesi ile borcun fiilen tahsil edilmesi aynı aşama değildir. İlk işlem yabancı mahkeme sulhüne Türkiye’de icra edilebilirlik kazandıracak yargısal karardır; sonrasında borçlunun Türkiye’de bulunan malvarlığı üzerinden Türk icra mevzuatı kapsamında takip başlatılması gündeme gelebilir. Alacağın öncelikle tanınma ve tenfiz koşulları, ardından takipte kullanılacak belgeler kontrol edilir.
Borçlunun Türkiye’de banka hesabının, taşınmazının veya üçüncü kişide alacağının bulunması tahsil stratejisinin unsurları olabilir; ancak somut malvarlığı araştırması yapılmadan tahsilin kesin olduğu söylenemez. İcra takibi başlatılırken icra edilebilir sulhün kapsamını aşan bir talep kurulamaz. İcra hukukuna ilişkin süreler, itirazlar ve takip masrafları yabancı sözleşmeden bağımsız olarak Türk hukukuna göre yönetilir.
Avusturya’dan Dosya Takibinde Önerilen Kontrol Sırası
Dosyanın başlangıcında Avusturya sulh belgesinin tam örneği alınır ve hangi mahkeme önünde yapıldığı belirlenir. İkinci aşamada Sözleşme m.15 kapsamındaki hukukî veya ticari konu şartı kontrol edilir. Üçüncü aşamada sulhün 1 Kasım 1992 sonrasında yapılıp yapılmadığı saptanır. Dördüncü aşamada Avusturya’daki icra kabiliyeti resmî kayıtla gösterilir. Beşinci aşamada m.14’e kıyasen gerekli belgeler ve Türkçe yeminli tercüme hazırlanır.
Altıncı aşamada sulhün borçlu tarafı, vade, ödeme planı, ifa edilmiş tutarlar ve icra talebinin kapsamı karşılaştırılır. Yedinci aşamada m.15/3’teki kamu düzeni ve belge koşulları değerlendirilir. Sekizinci aşamada Türkiye’de görevli ve yetkili mahkeme belirlenir; tenfizden sonraki icra hazırlığı ayrı dosyalanır. Bu sıra, eksik ve uygun olmayan belgeyi gereksiz usul işlemlerine sokma riskini azaltır.
Sık Yapılan Hatalar ve Dosya Düzeltme Yöntemi
Birinci hata, özel uzlaşma belgesini mahkeme sulhü saymaktır. İkincisi, sulhün Avusturya’da icra edilebilir olduğuna dair kanıt sunmamaktır. Üçüncüsü, m.15/2’nin m.11–14’e yaptığı usul atfını dikkate almamaktır. Dördüncüsü, sırf apostil bulunmadığı için m.14/3’teki özel tasdik muafiyetini hiç araştırmamaktır. Beşincisi, sulhün ödeme vadesini ve koşullarını gözden kaçırıp henüz istenemeyecek tutarı tenfiz dilekçesine eklemektir.
Altıncı hata, 1992 öncesi sulhe m.17 incelemesi yapmadan sözleşme uygulamaktır. Yedincisi, iflas sulhünü m.1/2 kapsam istisnasına rağmen doğrudan dahil saymaktır. Sekizincisi ise Türkiye’de mahkeme yetkisini avukatın ofis adresine göre belirlemektir. Bu hataların hepsi ayrı belgeler ve ayrı hukuki maddelerle düzeltilir; yalnız ‘sulh Türkiye’de geçerlidir’ gibi soyut cümle dosyanın hangi kurumda işleme alınacağını açıklamaz.
Viyana, Graz ve Linz’den Türkiye’de Hukukî Takip
Avusturya’da ikamet eden kişi, kaynak ülkedeki icra edilebilir mahkeme sulhünün Türkiye’de tanınması ve tenfizi için Türk avukat aracılığıyla gerekli yargılamayı takip edebilir. Usulüne uygun vekâletnameyle temsil, müvekkilin Türkiye’ye fiilen gelmesinden farklı bir konudur; kişisel hazır bulunma gerekip gerekmediği işleme göre değerlendirilir. Dosya hazırlığında mahkeme sulhünün elektronik görüntüsüyle yetinilmeyip uygun resmî örnek, tercüme ve icra kabiliyeti kaydı toplanır.
Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu, Mersin ve İstanbul’da iki fizikî ofisten Türkiye genelindeki dosyaları takip eder. İstanbul: Maslak Ahi Evran Caddesi Polaris Plaza No:21 Kat:9, 34475 Sarıyer/İstanbul. Hizmet kapsamı, Avusturya mahkeme sulhünün konu ve tarafları, Türkiye’deki borçlu veya malvarlığı bağlantısı, sözleşmenin 15. maddesindeki belgeler ve uygulanabilecek Türk icra hukuku üzerinden belirlenir. Bu yazı genel hukuki bilgilendirmedir; belirli bir dosyada tenfiz veya tahsil sonucuna ilişkin garanti içermez.
Sık Sorulan Sorular (12 Soru)
Avusturya mahkeme sulhü Türkiye’de doğrudan icra edilir mi?
1989 Türkiye–Avusturya Sözleşmesi m.15/1, kaynak devlette icra edilebilir mahkeme sulhünün diğer devlette tanınması ve tenfizini düzenler; Türkiye’de gerekli tenfiz usulü uygulanır.
Her özel sulh anlaşması m.15’e girer mi?
Hayır. Sözleşme m.15, hukukî veya ticari işlerde mahkeme önünde yapılan sulhleri kapsar; sıradan özel anlaşma otomatik olarak bu kapsama girmez.
Avusturya sulhünün kesinleşmesi gerekir mi?
m.15/1 sulhün kaynak devlette icra edilebilir olmasını açıkça arar. m.15/2 gereği m.11–14 belgeleri ve usulü sulhe kıyasen uygulanır.
Mahkeme sulhü için apostil zorunlu mu?
m.15/2’nin atfıyla uygulanan m.14/3, ilgili belgelerin başka onay ve şekil şartına tabi olmadığını düzenler. Belge ve tercüme yükümlülüğü devam eder.
Mahkeme Türkçe tercüme ister mi?
Evet. Sözleşme m.14/2, sunulan belgelerin talep edilen ülkenin diline tercümesini ve tercümenin iki devletin yeminli tercümanlarından biri tarafından onayını düzenler.
Türk mahkemesi Avusturya’daki uzlaşmayı yeniden tartışır mı?
m.15/3, mahkeme sulhünün tenfizindeki incelemeyi gerekli belgeler ve açık kamu düzeni aykırılığıyla sınırlar.
1990 tarihli Avusturya mahkeme sulhü bu sözleşmeye girer mi?
Sözleşme m.17 gereğince yalnız yürürlüğe girişinden sonra yapılan sulhler kapsam içindedir. Yürürlük 1 Kasım 1992’dir.
Avusturya iflas sulhü aynı maddeyle tenfiz edilir mi?
Sözleşme m.1/2, iflas ve iflası önlemeye yönelik sulh gibi usuller çerçevesindeki kararları kapsam dışında bırakır; belgenin hukukî niteliği ayrıca araştırılır.
Sulhün bir bölümü ödenmişse Türkiye’de ne olur?
Sulhteki toplam edimle sonradan gerçekleşen ifalar ve kalan borç ayrı belgelenir. Daha önce ödenen tutarın yeniden tahsili talep edilemez.
Avusturya şirketinin Türk şirketten alacağı için uygulanır mı?
Taraflar arasındaki hukukî veya ticari uyuşmazlığın Avusturya mahkemesi önünde icra edilebilir sulhle sona ermesi hâlinde m.15 kapsamı değerlendirilebilir.
Mersin’deki avukat dosyayı başka ilde takip edebilir mi?
Evet. Dosya takibi Mersin’den koordine edilebilir; tenfiz davasının hangi mahkemede açılacağı ise MÖHUK m.51 ve ilgili usul hükümlerine göre belirlenir.
Mahkeme önünde sulh ile avukatlar arasında protokol aynı mı?
Hayır. m.15’teki mahkeme önü koşulu ile kaynak ülkede icra edilebilirlik ayrıca aranır. Özel protokolün sözleşmesel sonuçları başka usule tabidir.
Resmî Kaynaklar ve Site İçi Bağlantılar
- Adalet Bakanlığı – Türkiye–Avusturya 1989 Sözleşmesi m.15, tam metin
- Avusturya hukuk bilgi sistemi RIS – 1989 Türkiye Sözleşmesi, Artikel 15
- 5718 sayılı MÖHUK m.50–59, resmî kanun
- Avusturya mahkeme kararı apostil muafiyeti
- Avusturya mahkeme kararlarının genel tenfiz rehberi
- Yabancı kararlarda kesinleşme ve MÖHUK m.53
- Avusturya noter belgelerinin onaydan muafiyeti
- Yurt dışındaki şirket pay sahiplerinin Türkiye’de işlemleri
- Yabancı mahkeme kararlarında genel apostil kuralları
- Avukat vekâletnamesinde HMK m.74 özel sulh yetkisi
Yazar, Mevzuat İncelemesi ve İletişim
Hazırlayan: Av. Halil Bakırcı (Mersin Barosu Sicil No 3472), Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu. Mersin ve İstanbul’da iki fizikî ofis bulunmaktadır. İstanbul: Maslak Ahi Evran Caddesi Polaris Plaza No:21 Kat:9, 34475 Sarıyer/İstanbul.
1989 ikili Sözleşmesi m.1, m.11–17 ve 5718 sayılı Kanun m.50–59 temelinde hazırlanmış genel bilgi içeriğidir; tenfiz veya tahsilat sonucu garanti edilmez.
Avusturya bağlantılı mahkeme sulhü için dosya inceleme talebi · +90 552 224 43 66
Son hukukî kaynak incelemesi: 29 Ekim 2026.
İstanbul ve Mersin ofis haritaları
Hukuki konu hakkında iletişim
İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.
