B&KBakırcı & KeskinHUKUK BÜROSU
TR
TürkçeEnglishDeutschРусскийالعربية中文
Menü

Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmede Kim İfa İsteyebilir? TBK 129 (2026)

Kısa ve net cevap: Türk Borçlar Kanunu m.129, sözleşmenin tarafı olmayan bir üçüncü kişinin yararına edim kararlaştırılmasına izin verir. Sözleşmeyi kendi adına yapan kişi, borçludan edimin üçüncü kişiye ifasını isteyebilir. Üçüncü kişi veya onun halefleri ise tarafların amacı ya da örf ve âdet buna uygunsa edimi doğrudan talep edebilir. Üçüncü kişi bu doğrudan talep hakkını kullanacağını borçluya bildirdikten sonra sözleşmenin alacaklı tarafı borçluyu ibra edemez ve borcun nitelik veya kapsamını üçüncü kişinin aleyhine değiştiremez.

Üçüncü kişi yararına sözleşme nedir?

Bir sözleşmenin normal yapısında borç, sözleşmenin karşı tarafına ifa edilir. TBK m.129 ise tarafların, borcun sözleşmeye taraf olmayan bir üçüncü kişiye ifa edilmesini kararlaştırabilmesine imkân tanır. Böylece sözleşmeyi yapan kişi kendi adına hareket eder; fakat borçlunun edimi belirlenen üçüncü kişiye yönelir. Kurumun özelliği, üçüncü kişinin sözleşmeyi imzalayan taraflardan biri olmamasına rağmen sözleşmenin ifasından ekonomik veya hukuki yarar sağlamasıdır.

Bu yapı sigorta, taşıma, banka, ödeme, eğitim, bakım, organizasyon, şirketler arası sözleşmeler ve aile içi malvarlığı planlaması gibi çok farklı ilişkilerde görülebilir. Örneğin bir şirket başka bir şirketle yaptığı sözleşmede belirli ödemenin çalışanına, müşterisine veya başka bir lehtara yapılmasını kararlaştırabilir. Ancak her “üçüncü kişiye ödeme” kaydı, üçüncü kişiye otomatik olarak bağımsız dava hakkı vermez. TBK m.129 ikinci fıkrası, doğrudan talep hakkını tarafların amacı veya örf ve âdet ölçütüne bağlar.

Bu nedenle sözleşme incelenirken iki soru ayrı tutulmalıdır: Birincisi, sözleşmenin alacaklı tarafı borçludan üçüncü kişiye ifa yapılmasını isteyebilir mi? Bunun cevabı m.129/1 uyarınca evettir. İkincisi, üçüncü kişi kendisi doğrudan borçluya başvurabilir mi? Bu hak ancak sözleşmenin amacı veya örf ve âdet buna uygunsa doğar.

Taraflar ve üçüncü kişinin hukuki konumu

Üçüncü kişi yararına sözleşmede üç ayrı kişi veya hukuki konum vardır. Birinci kişi, sözleşmeyi kendi adına kuran ve borçluya üçüncü kişi lehine edim yükleyen alacaklıdır. İkinci kişi, sözleşme uyarınca edimi gerçekleştirecek borçludur. Üçüncü kişi ise edimin yöneldiği lehtardır. Üçüncü kişi kural olarak sözleşmenin kuruluş aşamasında taraf değildir; hakları sözleşmenin içeriğinden doğar.

Alacaklı, sözleşmeyi kendi adına yaptığı için borç ilişkisi üzerinde başlangıçta temel tasarruf yetkisine sahiptir. Borçludan kararlaştırılan edimin üçüncü kişiye yapılmasını talep eder. Üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı yoksa, ifayı isteme yetkisi esas olarak sözleşmenin alacaklı tarafında kalır. Bu yapı doktrinde “eksik üçüncü kişi yararına sözleşme” olarak anılır.

Üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı doğmuşsa hukuki durum değişir. Lehtar artık yalnız ekonomik yarar sağlayan kişi değildir; borçludan edimi kendi adına isteme hakkına sahip olur. Bu hakkın doğup doğmadığının belirlenmesinde sözleşmenin açık metni ilk bakılacak belgedir. Metin açık değilse tarafların amacı, işlemin ekonomik işlevi ve ilgili ticari örf ve âdet değerlendirilir.

Üçüncü kişinin sözleşmenin tarafı olmaması, onun hiçbir hukuki korumaya sahip olmadığı anlamına gelmez. Kanun, doğrudan talep hakkının bulunduğu hâllerde üçüncü kişiye kendi adına ifa talebi verir ve bu hakkın kullanılmasının borçluya bildirilmesinden sonra alacaklının sözleşme üzerinde üçüncü kişinin kazanılmış konumunu ortadan kaldıracak tasarruflarını sınırlar.

Eksik ve tam üçüncü kişi yararına sözleşme arasındaki fark

Uygulamada en önemli ayrım, üçüncü kişinin yalnızca ifadan yararlandığı yapı ile edimi doğrudan talep edebildiği yapı arasındadır. Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede alacaklı, borçludan üçüncü kişiye ifa etmesini ister; fakat üçüncü kişi borçluya karşı bağımsız alacak hakkına sahip değildir. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede ise üçüncü kişi, m.129/2 şartları gerçekleştiğinde edimi doğrudan borçludan talep edebilir.

Bu ayrım dava hakkı, temerrüt bildirimi, ibra, sözleşmenin değiştirilmesi ve icra takibi bakımından sonuç doğurur. Doğrudan talep hakkı bulunmayan lehtar, salt kendisine ödeme yapılacağı belirtilmiş diye her durumda borçluya karşı alacak davası açamaz. Önce kendisine doğrudan hak tanınıp tanınmadığı belirlenmelidir.

Taraflar bu belirsizliği sözleşme yazımında ortadan kaldırabilir. “Lehtar bu sözleşme uyarınca borçludan edimi doğrudan talep etme hakkına sahiptir” gibi açık bir düzenleme, iradeyi netleştirir. Buna karşılık yalnız “ödeme X kişisine yapılacaktır” cümlesi, işlemin tüm bağlamı görülmeden doğrudan talep hakkının varlığını tek başına çözmeyebilir.

Örf ve âdetin doğrudan talep hakkı yarattığı alanlarda da kanun sözleşmenin açıkça üçüncü kişiye dava hakkı vermesini şart koşmaz. Ancak örf ve âdet iddiası soyut şekilde ileri sürülmemeli; ilgili ticari veya mesleki alanda yerleşik uygulamanın ne olduğu gösterilmelidir.

Üçüncü kişi ne zaman doğrudan talep hakkı kazanır?

TBK m.129/2’ye göre üçüncü kişi veya ona halef olanlar, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilir. Kanun iki alternatif ölçüt öngörür. Birincisi tarafların amacı; ikincisi örf ve âdettir. Bunlardan birinin doğrudan hak verilmesini desteklemesi yeterlidir.

Tarafların amacı sözleşme metni, görüşmeler, teklif ve kabul belgeleri, yazışmalar, fiyatlandırma yapısı ve sözleşmenin ekonomik işlevi üzerinden belirlenir. Özellikle lehtarın kim olduğu açıkça gösterilmiş, edimin yalnız ona yapılacağı kararlaştırılmış ve işlemin amacı lehtara bağımsız bir menfaat sağlamaksa doğrudan talep hakkı yönündeki değerlendirme güçlenir.

Üçüncü kişinin halefleri de kanundaki şartlarla bu hakkı kullanabilir. Halefiyetin dayanağı miras, devir veya başka bir hukuki sebep olabilir. Ancak halef, üçüncü kişinin sahip olduğundan daha geniş bir hak kazanmaz. Borcun kapsamı, sözleşmenin sınırları ve borçlunun ileri sürebileceği savunmalar devam eder.

Doğrudan talep hakkının varlığı, üçüncü kişiye sözleşmenin bütün taraf yetkilerini vermez. Lehtarın hakkı, lehine kararlaştırılmış edimi istemeye yöneliktir. Sözleşmenin tarafı olmamasının diğer sonuçları devam eder. Bu nedenle fesih, dönme, sözleşmenin tüm hükümlerini değiştirme gibi yetkiler ayrıca değerlendirilir.

Üçüncü kişinin bildirimi yapıldıktan sonra sözleşme değiştirilebilir mi?

TBK m.129’un en önemli koruma mekanizması ikinci fıkranın son cümlesidir. Üçüncü kişi veya halefleri, doğrudan talep hakkını kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra alacaklı borçluyu ibra edemez ve borcun nitelik veya kapsamını değiştiremez. Bildirim, üçüncü kişinin hakkını sözleşmenin alacaklı tarafının sonradan yapacağı tasarruflara karşı korur.

Örneğin üçüncü kişiye 100 birim ödeme yapılması kararlaştırılmış ve üçüncü kişi doğrudan talep hakkını kullanacağını borçluya bildirmişse, alacaklı bundan sonra borçluyu bu borçtan tamamen ibra ederek üçüncü kişinin hakkını ortadan kaldıramaz. Aynı şekilde edimi 100’den 20’ye indirmek veya niteliğini üçüncü kişinin aleyhine değiştirmek de kanunun koruduğu konumla bağdaşmaz.

Bu nedenle bildirimin tarihi ispat bakımından kritik olabilir. Noter ihtarnamesi, KEP, güvenli elektronik imzalı bildirim, teslim teyitli yazı veya uyuşmazlığın niteliğine uygun başka bir yöntem kullanılabilir. Kanun m.129’da tek bir şekil şartı öngörmemiştir; fakat bildirimin borçluya ulaştığının ispatlanabilir olması gerekir.

Bildirimin içeriği de açık olmalıdır. Üçüncü kişi hangi sözleşmeye dayandığını, hangi edimi istediğini ve doğrudan hakkını kullanma iradesini ortaya koymalıdır. Sadece “bilginize” niteliğinde belirsiz bir yazışma, ileride bildirimin hukuki etkisi konusunda tartışma yaratabilir.

Borçlu üçüncü kişiye karşı hangi savunmaları ileri sürebilir?

Üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı, borçluyu sözleşmedeki savunmalarından mahrum bırakmaz. Borçlu, borcun hiç doğmadığını, henüz muaccel olmadığını, sözleşmedeki koşulların gerçekleşmediğini, edimin ifa edildiğini, sözleşmenin geçersiz olduğunu veya üçüncü kişinin talep ettiği miktarın sözleşme kapsamını aştığını ileri sürebilir.

Üçüncü kişi, sözleşmenin kendisine tanıdığı haktan daha fazlasını isteyemez. Edimin sınırları ve şartları ana sözleşmeden belirlenir. Bu nedenle lehtarın dava veya takip başlatmadan önce sözleşmenin tamamına, eklerine ve sonradan yapılan geçerli değişikliklere erişmesi önemlidir.

Borçlunun alacaklıyla ilişkisine dayanan takas veya başka defilerin üçüncü kişiye karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği, definin niteliği, doğum zamanı ve üçüncü kişinin hakkının kesinleşme aşaması dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir. Bu konular tek bir genel cümleyle çözülemez; sözleşme ve zaman çizelgesi birlikte incelenmelidir.

İspat ve sözleşme yazımı

Üçüncü kişi yararına sözleşmelerde uyuşmazlıkların önemli kısmı, üçüncü kişinin yalnız ödeme adresi mi yoksa bağımsız alacak hakkı sahibi mi olduğu konusunda çıkar. Bu nedenle sözleşmede lehtarın adı veya belirlenme yöntemi, edimin miktarı, ifa zamanı, üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı, bu hakkın geri alınabilir olup olmadığına ilişkin sınırlar ve bildirim usulü açık yazılmalıdır.

Bir şirket sözleşmesinde “ödeme iş ortağımıza yapılır” denilmesi ile “iş ortağı bu bedeli borçludan doğrudan isteme hakkına sahiptir” denilmesi aynı açıklıkta değildir. Özellikle yüksek tutarlı işlemlerde üçüncü kişinin doğrudan dava ve takip hakkının bulunup bulunmadığı açık hükme bağlanmalıdır.

Delil bakımından ana sözleşme, ek protokoller, teklif ve sipariş belgeleri, lehtarın belirlendiği yazışmalar, bildirimler, fatura ve ödeme kayıtları birlikte saklanmalıdır. Üçüncü kişi talepte bulunduğunda borçlu, hangi sözleşmeye dayandığını ve edimin muaccel olup olmadığını doğrulayabilmelidir.

Uluslararası unsur varsa uygulanacak hukuk ve yetki ayrıca önem kazanır. Üçüncü kişi Türkiye dışında, borçlu veya alacaklı yabancı ülkede ise MÖHUK, hukuk seçimi, milletlerarası yetki ve varsa tahkim kaydı ayrıca incelenmelidir. TBK m.129 maddi hukuk kuralını verir; hangi hukukun uygulanacağını tek başına belirlemez.

Uyuşmazlıkta izlenecek yol

Bir uyuşmazlıkta ilk adım, üçüncü kişi yararına düzenleme içeren sözleşmenin tamamını bulmaktır. İkinci adım, lehtara doğrudan talep hakkı tanınıp tanınmadığını belirlemektir. Üçüncü adım, edimin muacceliyet şartlarını ve üçüncü kişinin bildirim tarihini tespit etmektir. Dördüncü adım, borçlunun sözleşmeden doğan savunmalarını ve varsa ifa kayıtlarını incelemektir.

Üçüncü kişi doğrudan hak sahibiyse talep, borçluya yöneltilir. Talep edilen edim para borcuysa miktar, vade, faiz ve temerrüt ayrıca kurulmalıdır. Para dışı edimlerde ifanın konusu tereddütsüz biçimde tarif edilmelidir. Sözleşmedeki şartlar gerçekleşmemişse üçüncü kişi yalnız lehtar sıfatına dayanarak erken ifa isteyemez.

Alacaklı tarafın üçüncü kişinin bildiriminden sonra yaptığı ibra veya borcu azaltan değişiklik varsa, m.129/2’nin koruması açıkça ileri sürülmelidir. Bildirimden önce yapılmış geçerli değişiklikler ise farklı değerlendirilir. Bu sebeple tarih sırası davanın merkezindedir.

İcra takibi yapılacaksa talep hakkının belgeye ve muacceliyete dayanması gerekir. Borçlu itiraz ederse uygulanacak takip ve dava yolu alacağın niteliğine göre belirlenir. Ticari bir uyuşmazlıkta dava şartı arabuluculuk bulunup bulunmadığı da talep türüne göre ayrıca kontrol edilmelidir.

İlişkili hükümler ve site içi kaynaklar

Üçüncü kişi yararına sözleşme, üçüncü kişinin fiilini üstlenmeden farklıdır. Bu ayrım için Üçüncü Kişinin Fiilini Üstlenme – TBK 128 rehberi okunabilir. Borca sonradan başka kişinin dahil olması bakımından Borca Katılma – TBK 201 yazısı; garanti-kefalet ayrımı bakımından Garanti Sözleşmesi ile Kefalet Arasındaki Fark rehberi ilgili çerçeveyi tamamlar.

Resmî mevzuat için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu metnindeki m.128-130 birlikte incelenmelidir.

Pratik sözleşme kontrol listesi

  • Lehtar kişi adıyla veya belirlenebilir ölçütle gösterilmiş mi?
  • Lehtara yapılacak edim açıkça tanımlanmış mı?
  • Üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı açık hükme bağlanmış mı?
  • Edimin vadesi ve şartları belirli mi?
  • Üçüncü kişinin bildirim yöntemi düzenlenmiş mi?
  • Alacaklının sözleşmeyi değiştirme veya kaldırma yetkisinin sınırı yazılmış mı?
  • Borçlunun savunmaları ve mahsup/takas düzeni açıklanmış mı?
  • Uyuşmazlık çözümü, yetki ve uygulanacak hukuk hükmü var mı?
  • Ödeme belgesi veya teslim tutanağı nasıl düzenlenecek?
  • Halefiyet hâlinde kimin hangi belgeyle hak ileri süreceği belirlenmiş mi?

Talep hakkının uygulamadaki sınırları

Üçüncü kişinin doğrudan talep hakkı, ana sözleşmede bulunmayan yeni bir borç yaratmaz. Lehtar yalnız sözleşmede kendisi yararına kurulan edimin ifasını isteyebilir. Bu nedenle talep hazırlanırken edimin konusu, miktarı, vadesi ve varsa koşulları sözleşme metniyle birebir eşleştirilmelidir. Borçluya yapılan bildirimin üçüncü kişiye sözleşmenin kapsamını genişletme yetkisi vermediği de gözden kaçırılmamalıdır.

Özellikle birden fazla lehtarın bulunduğu sözleşmelerde her lehtarın payı veya talep sınırı açık değilse uyuşmazlık doğabilir. Sözleşmede dağılım yöntemi belirlenmişse buna uyulur; belirlenmemişse tarafların amacı ve işlemin ekonomik yapısı yorumlanır. Üçüncü kişinin hakkını kullanacağını bildirmesi, yalnız kendi korunan hukuki konumunu kesinleştirir; diğer lehtarların bağımsız haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle uygulamada dava veya takip öncesi üç belge birlikte kontrol edilmelidir: imzalı ana sözleşme, lehtarı ve edimi belirleyen ek/protokol ile TBK m.129/2 anlamındaki bildirim. Bu üçlü kayıt, doğrudan talep hakkının varlığı ve kapsamını ispat bakımından temel dosya setidir.

Sık sorulan sorular

Üçüncü kişi sözleşmeyi imzalamadan alacaklı olabilir mi?

Evet. TBK m.129/2’deki şartlar gerçekleşirse üçüncü kişi sözleşmeyi imzalayan taraf olmadan edimi doğrudan borçludan isteme hakkına sahip olabilir.

Her üçüncü kişi yararına sözleşmede doğrudan dava hakkı var mı?

Hayır. Doğrudan talep hakkı tarafların amacına veya örf ve âdete uygun olmalıdır. Aksi durumda yalnız sözleşmenin alacaklı tarafı üçüncü kişiye ifayı isteyebilir.

Üçüncü kişi hakkını kullanacağını kime bildirmeli?

TBK m.129, bildirimin borçluya yapılmasını esas alır. Bu bildirimden sonra alacaklının ibra ve borcun kapsamını değiştirme yetkisi sınırlanır.

Bildirim noterle mi yapılmalı?

TBK m.129 özel bir noter şekli öngörmez. Ancak bildirimin içeriği ve borçluya ulaştığı ileride ispatlanabilmelidir.

Alacaklı bildirimden sonra borçluyu ibra edebilir mi?

Hayır. Üçüncü kişi veya halefi hakkını kullanmak istediğini borçluya bildirdikten sonra alacaklı borçluyu ibra edemez.

Borcun miktarı bildirimden sonra azaltılabilir mi?

Üçüncü kişinin korunan hakkını azaltacak şekilde borcun nitelik veya kapsamı değiştirilemez. Kanun bu sonucu açıkça düzenler.

Borçlu sözleşmeden doğan savunmaları üçüncü kişiye karşı ileri sürebilir mi?

Üçüncü kişinin hakkı ana sözleşmeden doğduğu için borcun doğumu, muacceliyeti, ifa ve sözleşmenin geçerliliği gibi savunmalar önemini korur.

Üçüncü kişinin mirasçıları hakkı kullanabilir mi?

TBK m.129 üçüncü kişiye halef olanların da şartlar gerçekleştiğinde ifayı isteyebileceğini açıkça düzenler.

Hukuki bilgilendirme ve kaynak notu: İçerik 23.09.2026 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.129 ve bağlantılı hükümler esas alınarak hazırlanmıştır. Sözleşmenin tamamı, bildirimler ve somut işlem amacı birlikte değerlendirilmelidir. Yazar: Avukat Halil BAKIRCI, Mersin Barosu Sicil 3472.
Yazar: Av. Halil BAKIRCI — Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu, Mersin.

Hukuki konu hakkında iletişim

İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.

Telefonla Araİletişim Bilgileri

tarafından hazırlanmış, Av. Emirhan Keskin tarafından incelenmiştir.

Yazar Bilgisi

, Mersin Barosu 3472 sicil numarasına kayıtlıdır. Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu bünyesinde ceza, aile, iş, gayrimenkul ve ticaret hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi sunmaktadır.

İnceleyen: Av. Emirhan Keskin · Mersin Barosu Sicil No: 5507

Telefon WhatsApp