B&KBakırcı & KeskinHUKUK BÜROSU
TR
TürkçeEnglishDeutschРусскийالعربية中文
Menü

Vasinin Ödeyemediği Zarar Devletten İstenir mi? TMK 468–469

Vasi, kayyım veya yasal danışmanın sorumlu olduğu zarar kendisine tazmin ettirilemiyorsa, Türk Medeni Kanunu m.468 uyarınca Devletten tazminat istenebilir. Bu, her yönetim hatasında doğrudan Hazineye başvurulacağı anlamına gelmez. Kanun, özel görevli kişiden alınamayan zarar ile vesayet dairelerinde görevli kişilerin hukuka aykırı davranışından doğan zararı ayırır. İkinci grupta Devlet doğrudan sorumludur. Talebin sebebi; davalıyı, ispat edilecek olguları, görevli mahkemeyi ve süre başlangıcını belirler.

Vesayet zararında kaynak, Devlet sorumluluğu biçimi, zarar hesabı ve özel mahkeme ile süre incelemesini gösteren şema.
Devletin tamamlayıcı sorumluluğu aynı zararı ikinci kez ödemez.

TMK 468 iki farklı Devlet sorumluluğunu nasıl ayırır?

TMK m.468 iki ayrı hukuki ilişki kurar. Vesayet dairelerinde görevli kişilerin hukuka aykırı olarak sebep oldukları zararlardan Devlet doğrudan sorumludur. Vasi, kayyım ve yasal danışmanların sorumlu olduğu fakat kendilerine tazmin ettirilemeyen zararlarda ise Devletin tamamlayıcı sorumluluğu söz konusudur. Bu ayrım, aynı kişiye vasi denilmesi veya bütün işlemlerin mahkeme dosyasında bulunması nedeniyle ortadan kalkmaz.

TMK m.396 vesayet organlarını; m.397 ise vesayet dairelerini tanımlar. Kamu vesayetinde vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı asliye hukuk mahkemesidir. Mahkemece atanmış bir vasi, sırf atama kararı bulunduğu için vesayet dairesinde görevli kişiyle aynı sorumluluk kategorisine yerleşmez. Zararın hangi kişinin hangi görevi sırasında yaptığı davranıştan doğduğu belirlenmelidir. Atama işlemi ile sonradan yapılan malvarlığı yönetimi farklı işlemlerdir.

Dava sebebi kurulurken doğrudan sorumluluk iddiası ile tahsil edilememe iddiası ayrı gösterilir. Birden fazla davranışın zarara etkisi ileri sürülüyorsa her davranışın hukuka aykırılığı ve sonuçla bağlantısı açıklanır. Devletin sorumluluğu yalnız vesayet dosyasının varlığına dayandırılamaz. Aynı şekilde vasi hakkında talep bulunması, vesayet dairesinin bağımsız hukuka aykırı davranışının araştırılmasını gereksiz kılmaz. Doğru ayrım, hangi ispatın gerekli olduğunu baştan ortaya koyar.

Önce vasinin hangi zarardan sorumlu olduğu belirlenir

TMK m.466 vesayet organları ve bu işlerle görevlendirilen kişiler için iyi yönetimin gerektirdiği özen yükümlülüğünü getirir. TMK m.467, vasinin görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla korunan kişiye verdiği zarardan sorumluluğunu düzenler; aynı hüküm kayyım ve yasal danışmana da uygulanır. Bu nedenle yalnız malvarlığının beklenen değere ulaşmaması yeterli değildir. İhlal edilen görev, kusurlu davranış, gerçekleşmiş zarar ve bunlar arasındaki nedensellik bağı ortaya konulur.

İnceleme, vasiye teslim edilen başlangıç varlıklarıyla onun görev dönemindeki gerçek işlemleri karşılaştırır. Tahsil edilen gelir, yapılan ödeme, satılan mal, korunmayan alacak ve teslim edilen bakiye farklı kalemlerdir. Bir banka hesabından aynı kişiye ait başka hesaba yapılan aktarım, tek başına malvarlığı kaybı sayılamaz. Buna karşılık hesaptaki bir eksiklik, hangi işlemden doğduğu ve hangi yetkiyle yapıldığı açıklanmadıkça basit kayıt farkı olarak da geçiştirilemez.

Vesayet altındaki kişinin bakım, eğitim ve sağlık ihtiyaçları için hukuka uygun harcama yapılmasıyla kişisel menfaate yönelik harcama ayrılır. Zararı belirleyen hesap, kanunen yapılması gereken giderleri dışlamamalıdır. Devletten istenecek tamamlayıcı tazminatın temeli, vasinin gerçekten sorumlu olduğu kayıptır. Bu sorumluluk kurulmadan yalnız kasadaki veya hesaptaki toplam azalmayı Hazineye yöneltmek, TMK m.467–468 arasındaki bağlantıyı karşılamaz.

Vasinin ödememesi ile zararın tazmin ettirilememesi aynı mıdır?

TMK m.468, Devletin tamamlayıcı sorumluluğu için zararın vasi, kayyım veya yasal danışmana tazmin ettirilememesini arar. Borçlunun ödeme yapacağını söylememesi, görüşmeye gelmemesi veya ihtara cevap vermemesi tek başına bu şartın açıklaması değildir. Sorumlu kişiye yönelen talebin hukuki durumu ve neden karşılanamadığı belgelenmelidir. Talep henüz tartışmalıysa bu tartışma ile borçlunun ödeme gücünün yetersizliği birbirine karıştırılmaz.

Tazminat kararları, takip kayıtları, haciz ve malvarlığı araştırmaları, dağıtım belgeleri ve yapılan kısmi ödemeler bu incelemenin somut verileridir. Hangi tutarın hükme veya başka hukuki dayanağa bağlandığı, ne kadarının tahsil edildiği ve hangi kısmın karşılanamadığı açıkça gösterilir. Tahsil edilememe olgusu tek bir sonuç cümlesi yerine belgeli süreç üzerinden açıklanmalıdır. Kanun metninde bulunmayan bütün dosyalar için değişmez tek belge şartı ileri sürülmemelidir.

Devletin tamamlayıcı sorumluluğu, aynı zararın ikinci kez ödenmesine yol açmaz. Vasi tarafından karşılanmış kısım ayrılır; başka kişiden veya aynı zararı gideren bir kaynaktan elde edilmiş tutarlar hesaba katılır. Kısmi tahsilat varsa kalan zarar ve buna ilişkin talep belirlenir. Devlete karşı dava devam ederken yapılan yeni ödemeler de hesapta gösterilmelidir. Böylece sorumluluğun kapsamı, tazmin ettirilemeyen gerçek zarar üzerinde kurulur.

Vesayet dairesindeki hukuka aykırılıkta önce vasiye başvurmak gerekir mi?

Vesayet dairelerinde görevli kişilerin hukuka aykırı olarak sebep oldukları zararlar, TMK m.468’de doğrudan Devlet sorumluluğu içinde düzenlenmiştir. Bu sebebe dayanan talep, vasi malvarlığının yetersizliğini kanıtlama şartına bağlanamaz. Ancak doğrudan sorumluluk ileri sürmek için zararın gerçekten vesayet dairesindeki hukuka aykırı davranıştan doğması gerekir. Vasinin her eylemini otomatik olarak mahkemenin eylemi saymak yeterli değildir.

Hesap inceleme, koruma ve izin süreçlerinde hangi yükümlülüğün ihlal edildiği açıkça belirtilir. Dosyaya hangi belgenin ne zaman sunulduğu, kararın veya işlemin kapsamı ve ileri sürülen ihlalin zararla ilişkisi incelenir. Sonradan ortaya çıkan zarar, daha önceki her kararın hukuka aykırı olduğunu kendiliğinden göstermez. Hukuka aykırılık ve nedensellik, işlem tarihindeki görev ve kayıtlar üzerinden değerlendirilir.

Bu özel vesayet sorumluluğu, her yargısal faaliyetten doğan tazminat talebine genel bir yol oluşturmaz. Uyuşmazlığın vesayet dairelerinin görevleriyle bağlantısı kurulmalıdır. TMK m.468–469’un özel düzenlemesiyle başka yargılama faaliyetlerine ilişkin sorumluluk hükümleri gelişigüzel birleştirilmemelidir. Dilekçede sorumluluk sebebinin doğru seçilmesi, mahkemenin hangi özel hükmü uygulayacağını belirler. Tek dosyada farklı sebepler ileri sürülüyorsa her birinin dayandığı işlem ve zarar kalemi ayrıca açıklanmalıdır.

TMK m.464, vesayet makamının dönemsel rapor ve hesapları incelemesini, gerektiğinde tamamlatmasını veya düzelttirmesini; kabul ya da ret kararı vermesini ve koruyucu önlemleri almasını düzenler. Doğrudan sorumluluk iddiası bu yükümlülüklerden birine dayanıyorsa, hangi hesabın incelemeye sunulduğu ve hangi eksikliğin işlemin yapıldığı sırada görülebilir olduğu belirtilmelidir. Bir hesap onayı, vasinin bütün işlemlerini gelecekteki her talebe karşı dokunulmaz hâle getirmez. Aynı şekilde onay kararının varlığı, Devletin her hesap farkından otomatik sorumlu tutulmasını da gerektirmez. İhlal edilen görev ile belirli zarar arasındaki bağlantı somut olayın kayıtları üzerinden gösterilir.

Davayı kim açar; vasiyle menfaat çatışması nasıl çözülür?

Tazminat hakkının sahibi, vesayet işlemi nedeniyle malvarlığı zarar gören kişidir. Vesayet devam ederken yasal temsil düzeni dikkate alınır; vesayet sona ermiş ve kişi gerekli dava ehliyetini kazanmışsa kendi adına hareket eder. Korunan kişinin ölümü hâlinde mirasçılık sıfatı ve terekeye ait alacağın takip şekli ayrıca değerlendirilir. Vasi veya yakının kendi adına harcama yapmış olması, korunan kişiye ait zarar alacağını kendiliğinden onun şahsi alacağına dönüştürmez.

Zarar verdiği ileri sürülen vasinin, aynı kişi adına kendi sorumluluğunu tartışan davayı yürütmesi menfaat çatışması yaratır. TMK m.426/2, yasal temsilci ile küçük veya kısıtlının menfaatinin bir işte çatışması hâlinde temsil kayyımı atanmasını düzenler. Atama kararının kapsamı, tazminat talebi ve gerekli işlemler bakımından açık olmalıdır. Yalnız aile içinden başka bir kişinin dilekçeye imza atması, kanuni temsil sorununu çözmez.

TMK m.462/8, acele hâllerde geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere vasi bakımından dava açma ve sulh olma için vesayet makamı iznini arar. Temsilci değişikliği yapılmışsa yeni temsilcinin yetkisi ve gerekli izinler tamamlanır. Sitedeki temsil kayyımı atanması açıklaması, bu ayrı koruyucu işlemi ele alır. Temsil kararı, zararın varlığı hakkında verilmiş bir tazminat kararı değildir.

Devlete karşı dava hangi mahkemede açılır?

TMK m.469 vesayetle ilgili tazminat davaları için özel görev ve yer kuralı koyar. Vesayetle ilgili tazminat ve kanunda belirtilen diğer rücu davaları, vesayet dairelerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde görülür. Önceki vesayet dosyasının sulh hukuk mahkemesinde bulunması, tazminat davasını da aynı sulh hukuk mahkemesinin göreceği anlamına gelmez. Hesabın incelenmesi ile zararın ödetilmesi farklı yargısal işlemlerdir.

Kanun, Devletin vesayet dairelerinde görevli kişilere karşı açacağı rücu davasını ayrıca ayırır. Bu rücu davasında vesayet dairelerinin bulunduğu yere en yakın asliye mahkemesi yetkilidir. En yakın mahkeme kuralı, zarar görenin Devlete yönelttiği ilk tazminat davasına otomatik olarak taşınmamalıdır. Davacı ve davalının sıfatı, hangi fıkranın uygulanacağını belirler. Devletin ödediği tazminatı sorumlu görevliye yöneltmesiyle zarar görenin tazminat istemesi aynı dava değildir.

Dava konusu, TMK m.468’deki doğrudan sorumluluk veya tazmin ettirilemeyen zarar açık gösterilerek Devlete yöneltilir. İlgili vesayet ve denetim dosyaları doğru numarayla belirtilir. Mahkeme seçimi, yalnız davacının oturduğu yere veya eski vasinin adresine dayanılarak yapılmamalıdır; m.469’daki özel düzenleme uygulanır. Yetki ve görev açıklamasının doğru kurulması, esas zarar hesabından önce çözülmesi gereken bir usul meselesidir.

Devlete karşı bir yıllık süre hangi olayla başlar?

TMK m.492 ikinci fıkra, vasi, kayyım ve yasal danışmana tazmin ettirilemeyen zararlar için Devlete karşı açılacak davada bir yıllık zamanaşımı öngörür. Başlangıç, zararın bu kişilere tazmin ettirilemeyeceğinin anlaşılmasıdır. Bu tarih, zarar verici işlemin yapıldığı günle, kesin hesabın tebliğiyle veya vasiye ilk ihtarın gönderilmesiyle aynı olmak zorunda değildir. Her tarih kendi hukuki işleviyle kayıt altına alınmalıdır.

Tahsil edilememenin hangi belge veya işlemle anlaşılır hâle geldiği gösterilmelidir. Borçlunun malvarlığı araştırmasının sonucu, takipteki aşama ve kısmi tahsilatın kapsamı bu belirlemede önem taşır. Süreyi daha ileri taşımak için daha önce mevcut bilgiyi görmezden gelmek doğru değildir. Buna karşılık borçlunun sorumluluğu veya alacağın kapsamı henüz açıklığa kavuşmadan, sırf ödeme yapılmamış olmasına dayanarak başlangıcı kesinleştirmek de uygun değildir.

Vasi ve kayyıma karşı olağan tazminat süresi, m.492 birinci fıkrada kesin hesabın tebliğinden başlayan bir yıl olarak düzenlenmiştir. İki davanın davalısı ve başlangıç olgusu farklıdır. Kesin hesap kararı, tebliğ belgesi, önceki talep ve tahsil sürecinin belgeleri aynı kronolojide fakat ayrı sütunlarda tutulmalıdır. Sitedeki vasinin kesin hesap ve malvarlığı teslimi açıklaması, hesap kapanışının tazminat talebinden ayrı aşama olduğunu gösterir.

Vesayet sürerken zamanaşımı işler mi; diğer süreler nasıl ayrılır?

TBK m.153/1-2, vesayet süresince korunan kişinin vasiden veya vesayet işlemleri nedeniyle Devletten olan alacaklarında zamanaşımının başlamayacağını, başlamışsa duracağını düzenler. Dolayısıyla TMK m.492’deki başlangıçları incelemek, vesayetin devam edip etmediğini kontrol etmeden tamamlanmış sayılmaz. Vasinin kişisel görevinin sona ermesi ile kişinin vesayet altında olmasının sona ermesi farklı olabilir; kayıtlar bu ayrım korunarak okunmalıdır.

Vesayet dairelerinde görevli kişilerin yol açtığı zararlar için Devlete doğrudan açılan davaların zamanaşımı, TMK m.492 üçüncü fıkra uyarınca genel hükümlere tabidir. Haksız fiil temeline dayanan incelemede TBK m.72’deki zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden başlayan iki yıl ile fiilden başlayan on yıl; ayrıca varsa kanuni istisnalar değerlendirilir. Tamamlayıcı sorumluluk için öngörülen bir yıl, bütün Devlet sorumluluğu taleplerine yayılmamalıdır.

TMK m.493, daha önce bilinmesi veya anlaşılması mümkün olmayan hesap yanlışlığı ya da sorumluluk sebebi için öğrenmeden başlayan bir yıl ve kesin hesap tebliğinden başlayan on yıllık üst süre düzenler. Bu hüküm, her geç fark edilen eksiklik için otomatik süre yenilenmesi sağlamaz. Somut talebin m.492 veya m.493 kapsamında oluşu ile durma ve kesilme sebepleri birlikte değerlendirilir. Süre hesabında tek bir belge tarihine dayanmak yerine davanın hukuki sebebi açıkça belirlenmelidir.

Devletten istenen zarar hangi hesapla gösterilmelidir?

Devlete yönelen tamamlayıcı talepte hesap, sorumlu kişiye yüklenebilen toplam zarar ile bu zararın karşılanan kısmını ayırmalıdır. Tazminat hükmü bulunuyorsa hükmedilen kalemlerle fiilen yapılan ödemeler eşleştirilir. Aynı dosyada ana para, masraf ve başka ferî kalemlerin bulunması, bütün hareketleri tek bir toplam altında açıklamayı güçleştirir. Her tutarın hukuki dayanağı ve hangi zarar kalemini karşıladığı açık olmalıdır.

HMK m.190 uyarınca ispat yükü, özel kural bulunmadıkça kendi lehine sonuç çıkaran tarafa aittir; m.194 vakıaların somutlaştırılmasını gerektirir. Bu nedenle sadece vesayet dosyasının celbini istemek, dava sebebini açıklamanın yerine geçmez. Hangi yönetim işleminin zarara neden olduğu, hangi tutarın geri alınamadığı ve Devlet sorumluluğunun hangi biçimine dayanıldığı dilekçede gösterilir. Belgeler bu olgularla bağlantılandırılır.

Bilirkişi incelemesinde başlangıç malvarlığı, hukuka uygun harcamalar, tartışmalı işlemler, kesin hesap ve fiili tahsilatlar karşılaştırılır. İcra dosyasıyla vesayet hesabı farklı amaçla tutulduğu için aynı rakamın farklı kayıtlarda yer alması otomatik mükerrer zarar değildir. Buna karşılık aynı ödemenin iki kez düşülmesi de talep miktarını hatalı azaltır. Teknik hesap, hukuki sorumluluğun yerine geçmeden net karşılanmamış kaybı görünür kılmalıdır. Devletin doğrudan sorumluluğunda ise ayrıca ilgili daire işlemiyle zararın bağlantısı gösterilir.

Devlet ödeme yaptıktan sonra sorumluya döner mi?

TMK m.468, zararı tazmin eden Devletin kusurlu kişilere rücu etmesini düzenler. Zararın doğmasına kusuruyla sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen sorumludur. Bu hüküm, zarar görenin aynı tutarı hem Devletten hem sorumlu kişiden iki kez tahsil etmesine izin vermez. Devletin ödeme yapması, geri dönüş ilişkisini sorumlulara yöneltir; zarar görenin giderilmiş kaybı ayrıca açık tutulur.

TMK m.492 son fıkra, Devletin rücu davası için rücu hakkının doğumundan başlayan bir yıllık zamanaşımı belirler. Bu süre, zarar görenin Devlete karşı davasındaki tahsil edilememenin anlaşılması tarihine bağlı süreyle aynı değildir. Ayrıca m.469’da vesayet dairesi görevlilerine karşı rücu ile diğer rücu davalarının görüleceği yerler ayrılmıştır. Rücu düzenlemesinin varlığı, zarar görenin önce bu davanın sonucunu beklemesini gerektiren bir kural oluşturmaz.

TMK m.494, vesayet altındaki kişinin vasiye veya Devlete karşı alacaklarını imtiyazlı alacak olarak kabul eder. Bu nitelik, alacağın hiç ispatlanmadan veya tahsil usulleri uygulanmadan ödeneceği anlamına gelmez. Sorumluluğun sebebi, miktarı ve takip koşulları korunur. İmtiyaz, ilgili tahsil ve paylaştırma düzeninde değerlendirilen kanuni bir niteliktir; tazminat hakkının şartlarını ortadan kaldıran sonuç garantisi olarak sunulamaz.

Vasiyi görevden alma ve hesap itirazı tazminatın yerine geçer mi?

Vesayet sürerken malvarlığının korunması, zararın büyümesini önlemek için ayrı önem taşır. TMK m.461 uyarınca ayırt etme gücü bulunan vesayet altındaki kişi ve her ilgili, vasinin eylem ve işlemlerini vesayet makamına şikâyet edebilir. Bu başvuru ile zararın Devlete ödetilmesi aynı talep değildir. Şikâyet, yönetim davranışına müdahale edilmesini; tazminat davası ise gerçekleşmiş kaybın giderilmesini amaçlar.

Vasinin değiştirilmesi veya görevden alınması da zarar alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Sitedeki vasinin görevden alınması açıklaması, koruyucu görevlendirme sürecini ele alır. Yeni vasinin atanması, önceki kişinin kusurlu işlemlerinin otomatik onaylandığı anlamına gelmez. Yeni temsilcinin hesapları ve teslimi incelemesi, tazminat talebinin maddi temelini açıklığa kavuşturabilir.

Dosya yönetiminde koruma talebi, temsil kararı, hesap incelemesi, sorumlu kişiye yönelen tazminat ve Devlete karşı tamamlayıcı talep birbirinin yerine geçirilmemelidir. Her işlemin muhatabı, kanuni amacı ve süreye etkisi farklıdır. İhtar veya şikâyet verilmiş olması, tek başına tazminat davasının açıldığını göstermez. Zamanaşımı bakımından TBK m.153–154 ile özel hükümler birlikte ele alınır. Böylece koruyucu başvurular sürerken alacağın ayrı hukuki takibi ihmal edilmez.

TMK m.483 bu ayrımı daha da görünür kılar. Ağır görev ihmali, yetkinin kötüye kullanılması, güveni sarsıcı davranış veya ödeme aczi görevden alma sebebidir. Kanun ayrıca yetersizlik nedeniyle korunan kişinin menfaatleri tehlikedeyse, vasi kusursuz olsa bile görevden alınmasına izin verir. Dolayısıyla görevden alma kararı tek başına kusurlu zarar verdiğinin kesin kanıtı olarak kullanılamaz. Tazminat için TMK m.467 koşulları ayrıca kurulmalıdır. Buna karşılık kişinin görevde kalmış olması da belgelenen kusurlu davranıştan sorumluluğunu kaldıran bir neden değildir.

Sık sorulan sorular

Vasi parayı ödemediğinde doğrudan Devletten istenebilir mi?

TMK m.468 tamamlayıcı sorumluluk için zararın vasiye tazmin ettirilememesini arar. Yalnız ihtara cevap verilmemesi yeterli açıklama değildir. Vasinin sorumluluğu, talebin kapsamı, tahsil süreci ve karşılanmamış kısım belgelenir. Vesayet dairesinin bağımsız hukuka aykırı davranışından doğan doğrudan sorumluluk ise ayrı hukuki sebeptir.

Kayyım ve yasal danışmanın verdiği zarar da bu kapsama girer mi?

Evet. TMK m.467, kusurlu görev davranışından sorumluluğu kayyım ve yasal danışmana da uygular. TMK m.468 bu kişilere tazmin ettirilemeyen zararlar bakımından Devlet sorumluluğunu düzenler. Ancak her kayyımlık türünün özel mevzuatı ve görevin kapsamı ayrıca gözetilir; yalnız unvana dayanılarak bütün ilişkiler aynılaştırılmaz.

Vesayet mahkemesinin hukuka aykırı işleminde önce vasi takip edilir mi?

TMK m.468, vesayet dairelerinde görevli kişilerin hukuka aykırı davranışından doğan zararda Devletin doğrudan sorumluluğunu düzenler. Bu sebepte vasiden tahsil edilememe şartı aranmaz. Buna karşılık hangi daire işleminin hukuka aykırı olduğu ve zarara nasıl sebep olduğu somut olarak açıklanmalıdır.

Vasinin mahkemece atanması onu Devlet görevlisi gibi mi sorumlu kılar?

Atama kararı, vasiyi TMK m.468 bakımından kendiliğinden vesayet dairesinde görevli kişi kategorisine sokmaz. TMK m.396–397 organları ve daireleri ayırır. Vasinin yönetim davranışı ile vesayet dairesinin bağımsız işlemi farklı sorumluluk sebepleridir. Davada zarar doğuran görevin ve davranışın doğru kişiye bağlanması gerekir.

Devlete karşı vesayet tazminatı sulh hukuk mahkemesinde mi açılır?

TMK m.469 uyarınca vesayetle ilgili tazminat davaları vesayet dairelerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde görülür. Sulh hukuk mahkemesindeki vesayet dosyası tazminat görevini değiştirmez. En yakın asliye mahkemesi kuralı ise Devletin vesayet dairesi görevlilerine karşı açacağı rücu davası için ayrıca düzenlenmiştir.

Tazmin ettirilemeyen zarar için Devlete karşı süre ne zaman başlar?

TMK m.492 ikinci fıkra, zararın vasi, kayyım veya yasal danışmana tazmin ettirilemeyeceğinin anlaşılmasından başlayan bir yıllık zamanaşımı öngörür. Başlangıç, ilk ihtar veya zarar tarihiyle otomatik olarak aynı değildir. Tahsil edilememenin ne zaman anlaşıldığı, takip ve ödeme kayıtları üzerinden belirlenir.

Vesayet devam ederken bu zamanaşımı işlemeye devam eder mi?

TBK m.153/1-2, vesayet sürerken korunan kişinin vasiden veya vesayet işlemleri nedeniyle Devletten olan alacaklarında zamanaşımının başlamamasını, başlamışsa durmasını düzenler. Vasinin değişmesiyle vesayetin sona ermesi aynı değildir. Özel süre başlangıçları, vesayetin devam durumu ve diğer kanuni sebepler birlikte değerlendirilir.

Vasinin verdiği zararı yine aynı vasi dava edebilir mi?

Kendi sorumluluğunu tartışan işlemde vasi ile korunan kişinin menfaati çatışır. TMK m.426/2 temsil kayyımı atanmasını düzenler. Dava açacak temsilcinin yetkisi ve TMK m.462/8 kapsamındaki izin de değerlendirilir. Aileden başka birinin dilekçeyi imzalaması yasal temsil sorununu kendiliğinden çözmez.

Vasiden bir miktar ödeme alındıysa Devlete karşı talep nasıl kurulur?

Karşılanan kısım toplam zarardan ayrılır; Devlete yönelen tamamlayıcı talep tazmin ettirilemeyen gerçek kısmı konu alır. Kısmi ödemelerin hangi kaleme ait olduğu gösterilmelidir. Dava sürerken yapılan ödemeler de hesaba katılır. Aynı zarar için hem vasiden hem Devletten mükerrer tahsilat yapılamaz.

Devletin sorumluya rücu etmesi için zarar gören yeniden dava açar mı?

TMK m.468 uyarınca tazminatı ödeyen Devlet, kusurlu sorumlulara kendi rücu hakkını kullanır. Bu, zarar görenin açtığı tazminat davasından ayrı ilişkidir. TMK m.492 rücu hakkının doğumundan başlayan bir yıllık süreyi düzenler; zarar görenin talebi için bu rücu davasının sonucu beklenmez.

Başvuru ve dosya hazırlığı

Vesayet zararında görev ve kesin hesap belgeleri, sorumluluk kararları, takip kayıtları ve tahsilatlar birlikte incelenerek Devlete yöneltilecek talebin doğrudan mı tamamlayıcı mı olduğu belirlenir. Mersin merkezli Türkiye geneli dosya yönetiminde, İstanbul ve Mersin ofisleri üzerinden bu inceleme için iletişim kurulabilir.

Resmî kaynaklar ve mevzuat

Mevzuat kontrol tarihi: 24 Ekim 2026.

İlgili hukuk rehberleri

İstanbul ve Mersin ofisleri

İstanbul · Polaris Plaza

Maslak Ahi Evran Caddesi, Polaris Plaza No:21, Kat:9, 34475 Sarıyer/İstanbul

İstanbul ofisi ve randevu

Mersin · Profit İş Merkezi

İhsaniye Mahallesi, 4903. Sokak, Profit İş Merkezi No:23, Kat:3, Daire:14, 33070 Akdeniz/Mersin

Mersin ofisi ve randevu

Hukuki konu hakkında iletişim

İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.

Telefonla Araİletişim Bilgileri

tarafından hazırlanmış, Av. Emirhan Keskin tarafından incelenmiştir.

Yazar Bilgisi

, Mersin Barosu 3472 sicil numarasına kayıtlıdır. Bakırcı & Keskin Hukuk Bürosu bünyesinde ceza, aile, iş, gayrimenkul ve ticaret hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve dava takibi sunmaktadır.

İnceleyen: Av. Emirhan Keskin · Mersin Barosu Sicil No: 5507

Telefon WhatsApp