Yabancı Nafaka Anlaşması Türkiye’de İcra Edilir mi? Lahey m.30 Çekincesi
Yurt dışında düzenlenen nafaka anlaşması, yalnız resmî mühür taşıdığı veya düzenlendiği ülkede icra edilebildiği için Türkiye’de yabancı mahkeme kararı gibi uygulanmaz. 2007 Lahey Nafaka Sözleşmesi m.30, belirli resmî nafaka anlaşmaları için tanıma ve icra yolu öngörür; ancak Türkiye bu madde kapsamında anlaşmaları tanımama ve icra etmeme hakkını saklı tutan çekince koymuştur. Bu nedenle önce belgenin m.3/e ve m.30 kapsamında bir anlaşma mı, yoksa m.19 kapsamında bir karar mı olduğu belirlenmelidir.
Almanya, Hollanda veya Birleşik Krallıkta hazırlanmış bir belgeyle Türkiye’deki borçludan ödeme isteyen kişi bakımından başlangıç sorusu belgenin Türkçe tercümesi değildir. Asıl soru, belgeyi düzenleyen makamın hangi işlem yaptığı ve o işlemin hangi hukuki kategoriye girdiğidir. Bu rehber, yabancı nafaka anlaşması ile nafaka kararının Türkiye’de kullanılmasındaki farkı açıklar. Genel tahsil yolu için yurt dışı nafaka alacaklarının tahsili rehberi ayrı incelenebilir. Kaynak kontrolü: 24 Ekim 2026.

Türkiye’nin Lahey m.30 çekincesi ne anlama gelir?
HCCH’nin Türkiye için yayımladığı resmî çekince kaydı, Türkiye’nin Sözleşme m.30 uyarınca nafaka anlaşmalarını tanımama ve icra etmeme hakkını saklı tuttuğunu açıkça belirtir. Çekincenin sözleşmesel dayanağı m.30/8’dir. Bu kayıt görülmeden yalnız m.30/1’deki genel imkânın anlatılması, Türkiye’ye gönderilen dosya bakımından eksik ve yanıltıcı sonuç verir. Başvuran, başka taraf devlette kullanılan yöntemin Türkiye’de de aynı biçimde işleyeceğini varsaymamalıdır.
Çekince, bütün yabancı nafaka mahkeme kararlarının reddedileceği anlamına gelmez. Konusu, sözleşmenin ayrı tanımladığı nafaka anlaşmalarıdır. Bu ayrım hem alacaklı hem borçlu bakımından önemlidir: alacaklı gerçek bir kararı sıradan anlaşma sanıp başvurudan vazgeçmemeli; borçlu ise üzerinde anlaşma kelimesi bulunan her evrakın Türkiye’de etkisiz olduğunu ileri sürmemelidir. Yetkili makam önünde yapılmış ve karar kategorisine giren sulh ile sadece belgelendirilmiş bir ödeme taahhüdü farklı hukuki değerlendirmeler gerektirir.
Türkiye’nin çekincesi, belgenin düzenlendiği ülkede hükümsüz olduğunu da göstermez. Bir devlet içinde icra kabiliyeti bulunan belgenin sınır ötesindeki etkisi ayrıca belirlenir. Belgenin kaynak ülkedeki geçerliliği, borcun maddi varlığı ve Türkiye’de hangi usulle ileri sürüleceği üç ayrı sorudur. Burada verilen sonuç sınırlı ve nettir: m.30 kapsamındaki genel anlaşma mekanizması, Türkiye’nin çekincesi yokmuş gibi uygulanamaz.
Üç farklı belge türü birbirinden ayrılmalıdır
İlk grup, tarafların yalnız kendi aralarında hazırladığı yazılı ödeme düzenidir. E-posta, imzalı protokol veya hesap mutabakatı bir irade açıklaması içerebilir; fakat bunların her biri otomatik olarak Sözleşme m.3/e anlamında resmî nafaka anlaşması değildir. Yetkili makamla kurulan ilişki ve makamın inceleme ya da değiştirme yetkisi de aranır. Özel imzalı metnin hangi delil değerini taşıdığı ayrıca değerlendirilir; belge başlığının kendisi uluslararası icra yetkisi yaratmaz.
İkinci grup, m.3/e’de tanımlanan resmî nafaka anlaşmasıdır. Üçüncü grup ise m.19’daki yargısal veya idari makam kararıdır. Üçüncü grubun içinde yetkili makam önünde yapılmış ya da onun tarafından onaylanmış sulh ve anlaşmalar da bulunur. Bu nedenle ayrım yalnız belgenin adında “anlaşma” ya da “karar” yazmasına bağlanamaz. Makamın işlemi, belgenin düzenlenme süreci ve hukuk sistemindeki etkisi birlikte incelenir.
Bir mahkeme kararı tarafların üzerinde uzlaştığı nafakayı hükme bağlamış olabilir. Başka bir evrak ise yetkili görevlinin imzayı veya borç taahhüdünü kayda almasıyla oluşmuş olabilir. İki belgenin de resmî olması, aynı sözleşme maddesine tabi olduklarını göstermez. Özellikle yabancı dildeki terimler çevrilirken bütün resmî evraka “ilam” denilmesi yanlış sınıflandırmaya yol açar. Çeviride belgenin gerçek adı ve işlemin niteliği korunmalıdır.
Madde 3/e hangi nafaka anlaşmasını kapsar?
2007 Lahey Sözleşmesi m.3/e, nafaka ödenmesine ilişkin yazılı bir düzenlemeyi esas alır. Bu düzenleme yetkili makam tarafından resmî belge olarak hazırlanmış veya kaydedilmiş olabileceği gibi, yetkili makam tarafından doğrulanmış, onun önünde yapılmış, kayda geçirilmiş yahut dosyalanmış da olabilir. Ayrıca yetkili makamca incelenmeye ve değiştirilmeye elverişli olması gerekir. Maddede sayılan bu unsurlar, yalnız taraf imzasının varlığından daha geniş bir kontrol gerektirir.
Belgeyi düzenleyen kişinin kimliği ile hangi yetkiyi kullandığı açıklanmalıdır. İmza doğrulaması, metnin saklanması, borç ikrarının belgelendirilmesi ve nafakaya hükmedilmesi aynı işlem değildir. Yetkili makamın adı, tarih, kayıt numarası ve işlemi açıklayan kanuni dayanak temin edilir. Bir makamın genel olarak aile işleriyle ilgilenmesi, onun düzenlediği her evrakın aynı uluslararası kategoride olmasını sağlamaz.
Madde 30/1, anlaşmanın kaynak devlette karar gibi icra edilebilir olmasını ayrıca arar. Madde 30/3 ise tanıma ve icra başvurusunda tam anlaşma metniyle bu icra edilebilirliği gösteren belgenin bulunmasını düzenler. Bu şartlar, çekince bulunmayan ilişki bakımından genel mekanizmayı açıklar. Türkiye dosyasında bu evrakların tamamlanmış olması, m.30 çekincesini ortadan kaldırmaz. Belge yeterliliği ile uygulanabilir tanıma yolunun varlığı ayrı denetimlerdir.
Mahkemece onaylanan sulh neden ayrıca incelenir?
Madde 19/1, karar kavramını yalnız çekişmeli yargılama sonunda verilen hükümle sınırlamaz. Yetkili yargısal veya idari makam önünde yapılmış ya da o makamın onayladığı sulh ve anlaşmaları da kapsar. Dolayısıyla boşanma veya nafaka yargılamasında mahkemenin onayladığı bir düzenleme, m.30 kapsamındaki anlaşmadan farklı bir temele dayanabilir. Onay kararının tam metni ve mahkemenin hangi nafaka yükümlülüğüne hukuki güç verdiği belirlenmelidir.
Bir belgenin yalnız mahkeme dosyasına sunulmuş olmasıyla mahkemece onaylanması aynı değildir. Dosya alındısı, tarafların sunduğu ek ve mahkemenin karar bölümü ayrı incelenir. Onayın varlığı ileri sürülüyorsa onu gösteren resmî kayıt alınır. Mahkemenin sadece boşanmayı karara bağlayıp mali anlaşmayı dosyada bırakmış olması ile nafaka düzenlemesini hükme dahil etmesi farklı sonuçlar doğurur. Başvurunun konusu, gerçekten onaylanan bölüm üzerinden açıklanmalıdır.
Aynı belgede velayet, mal paylaşımı ve nafaka birlikte düzenlenmişse m.19/2 gereğince bu sözleşmenin tanıma bölümü yalnız nafakaya ilişkin kısımlara uygulanır. Nafaka yolu kullanılarak aynı metindeki bütün tapu veya velayet düzenlemelerinin kendiliğinden Türkiye’de icra edileceği söylenemez. Her talep kendi konusu, yetkili makamı ve uygulanacak düzenlemesiyle ayrılır. Ayrılabilir nafaka bölümü için m.21’deki kısmi tanıma imkânı ayrıca incelenir.
İdari makamın kararında aranan iki özellik
Madde 19/3, idari makamın kamu kurumu olmasını tek başına yeterli görmez. Kararın kaynak devlet hukukuna göre bir yargı makamının incelemesine veya kanun yolu denetimine açık olması ve aynı konuda yargı makamı kararına benzer güç ve etki taşıması gerekir. Bu özellikler birlikte değerlendirilir. Bir kamu görevlisinin belgeyi imzalaması, onun nafaka hakkında uyuşmazlığı karara bağladığının kesin kanıtı değildir.
Bu ayrım, Almanya’daki Jugendamt gibi kurumların adını taşıyan evraklarda da belge bazlı inceleme yapılmasını gerektirir. Kurumun adı tek başına yeterli sınıflandırma değildir; sunulan evrakın nafaka taahhüdü, soybağı belgesi, temsil yazısı veya karar olup olmadığı belirlenir. Bu yazı belirli bir Jugendamt belgesini görmeden onun Türkiye’de kesin icra edileceğini yahut hiçbir hukuki değer taşımayacağını ileri sürmez. Nafaka dışındaki bir işlev, belgenin nafaka tahsiline de aynı sonucu sağlamaz.
Madde 25/1-b, idari kararın m.19/3 koşullarını taşıdığını gösteren belgenin sunulmasını düzenler; kaynak devletin ilgili resmî bildirimleri bu gerekliliği etkileyebilir. Başvuruda yalnız kurumun antetli kâğıdı değil, kararın hukuki gücünü açıklayan kayıt aranmasının sebebi budur. Kaynak ülkedeki avukat veya yetkili makamdan alınan açıklama, hangi hükme ve hangi somut belgeye dayandığını göstermelidir.
Belgenin tam metni neden gereklidir?
Nafaka dosyası yalnız ödeme rakamının görüldüğü tek sayfayla değerlendirilmemelidir. Başlangıç tarihi, nafakanın kimin için kararlaştırıldığı, para birimi, dönem, artış yöntemi ve sona erme şartı başka sayfalarda bulunabilir. İmza bölümüyle düzenleyen makamın açıklaması da ayrı olabilir. Belgenin eksik sunulması, hem anlaşma-karar ayrımını hem borç hesabını yanlışlaştırır. Tam metin, sonraki değişiklikler ve iptal ya da düzeltme kayıtları birlikte hazırlanmalıdır.
İcra edilebilirlik belgesi varsa hangi ana belgeye bağlı olduğu kontrol edilir. Başka tarihli bir karar için verilmiş şerh, yeni anlaşmanın da icra edilebilir olduğunu kendiliğinden göstermez. Karar numarası, taraflar ve hüküm kapsamı eşleştirilir. Bir önceki belgenin tamamen kaldırılmasıyla yalnız gelecekteki miktarın değiştirilmesi farklıdır. Başvuru, mevcut olan ve artık uygulanmayan hükümleri ayrı göstermelidir.
Borç hesabında da aynı disiplin gerekir. Aylık vade, geçerli tutar, yapılan ödeme ve kalan bakiye ayrı yazılır. Anlaşmadaki endeksleme ile mahkemenin sonradan belirlediği sabit tutar birbirine karıştırılmaz. Borçlu önceki düzenlemeye göre ödeme yapmışsa bunun yeni hesapta nasıl dikkate alındığı gösterilir. Belgenin Türkiye’de kullanılma yolu tartışmalı olsa da gerçek ödemeler yok sayılmaz; tanıma sorunu gerçeğe aykırı bakiye hazırlama gerekçesi değildir.
Apostil veya tercüme, anlaşmayı mahkeme kararına dönüştürmez
Bir metnin Türkçeye çevrilmesi, içindeki borcun anlaşılmasını sağlar; belgenin kaynak hukukundaki niteliğini değiştirmez. Noter onayı veya imza tasdiki de ayrı bir işlev taşır. Bu işlemlerden hareketle m.30 çekincesinin aşıldığı sonucu çıkarılamaz. Önce hangi uluslararası veya ulusal başvuru yolunun uygulanacağı belirlenmeli, belge tasdik ihtiyacı ondan sonra değerlendirilmelidir.
Üstelik 2007 Sözleşmesi m.41, sözleşme bağlamındaki işlemlerde tasdik veya benzeri formalite istenemeyeceğini düzenler. Bu hüküm, tam ve onaylı karar sureti gerekliliğiyle aynı konu değildir. Türkiye m.25/3-a kapsamında kaynak devletteki yetkili makamca onaylanmış tam karar örneğinin başvuruya eklenmesini istemiştir. Dolayısıyla “apostil aranmaz” ile “hiçbir onaylı belge gerekmez” cümleleri birbirinin yerine kullanılamaz.
Bu muafiyet, sözleşme dışındaki bütün yabancı belgeler için evrensel kural değildir. Başka bir hukuki yol kullanılacaksa onun belge ve dil düzeni ayrıca uygulanır. Madde 44’teki tercüme kuralları da devam eder. Dil kolaylığı, hukuki kategori ve uluslararası icra edilebilirlik farklı sorunlardır. Başvuruda her işlem hangi gerekliliği karşılıyorsa açıkça yazılmalıdır.
Belge m.19 kapsamında bir kararsa hangi kontrol yapılır?
Karar niteliği belirlendikten sonra kaynak devlet ve Türkiye arasındaki sözleşme kapsamı, m.20’deki tanıma dayanakları ve m.22’deki ret sebepleri incelenir. Kaynak devlette hüküm doğurma ve icra edilebilirlik m.20/6’da ayrıca düzenlenmiştir. Belgenin karar olması tanımanın otomatik tamamlandığı anlamına gelmez; fakat Türkiye’nin m.30 anlaşma çekincesi de karar kategorisine gelişigüzel uygulanamaz.
Türkiye, resmî beyanında tanıma ve icra için m.24’teki alternatif usulü tercih ettiğini belirtmiştir. Bu usul, karşı tarafa usulüne uygun bildirim yapılmasını ve her iki tarafa yeterli dinlenme imkânı verilmesini içerir. Her ülkedeki standart süreci Türkiye’ye aynen taşımak doğru değildir. Başvuru türü, kararın niteliği ve Türkiye’nin usul beyanı birlikte okunur; yalnız genel sözleşme başlığıyla dava dosyası hazırlanmaz.
Madde 25 kapsamındaki dosyada kararın tam metni, icra edilebilirliği, gerektiğinde tebligat ve savunma imkânı belgeleri, birikmiş nafaka ve endeksleme bilgileri bulunur. Mahkemenin tanıma aşamasında nafakanın esasını yeniden incelememesi m.28’in sonucudur. Buna karşılık gerçek ödeme ve belge bütünlüğü gibi sorunlar ilgili usul içinde önemini korur. Karar kategorisi ile maddi borcun doğru hesaplanması birlikte kontrol edilir.
Çekince varsa alacak tamamen ortadan kalkar mı?
Hayır. M.30 çekincesi belirli bir tanıma ve icra mekanizmasına ilişkindir; bütün nafaka haklarının maddi olarak sona erdiğini söylemez. Dosyada ayrıca gerçek bir yargısal karar bulunup bulunmadığı araştırılır. Böyle bir karar varsa onun kapsamı üzerinden doğru başvuru yapılır. Sadece anlaşma bulunduğunda ise belgenin başka bir yürürlükteki düzenleme veya iç hukuk yolu çerçevesindeki etkisi, somut dayanak gösterilerek incelenmelidir.
Sözleşmenin m.48–52 hükümleri diğer uluslararası düzenlemelerle ilişkiyi ve daha etkili kuralları ele alır. Bu hükümler, herhangi bir eski sözleşmenin çekinceyi mutlaka aşacağına dair otomatik çözüm değildir. Alternatif yol ileri sürülecekse iki devlet arasındaki yürürlük, belge türü, zaman bakımından uygulama ve gerekli şartlar tek tek gösterilmelidir. Doğrulanmamış başka bir anlaşmaya genel atıfla kesin icra sözü verilmemelidir.
Mevcut bir karar bulunmayan dosyada m.10/1-c kapsamındaki karar kurulması başvurusunun şartları ayrıca değerlendirilir. Mahkeme önünde yeni bir nafaka kararı elde etmek, yabancı anlaşmaya kendiliğinden tenfiz şerhi verilmesiyle aynı işlem değildir. Yetki, nafakaya uygulanacak hukuk ve mevcut belgenin delil değeri bağımsız olarak incelenir. Bu yolun her dosyada kullanılabileceği veya aynı miktarın mutlaka kabul edileceği söylenemez; başvurunun kanuni koşulları açıklanmalıdır.
Türkiye’deki dosya için hazırlık sırası
| Adım | Alınacak kayıt | Belirlenecek konu |
|---|---|---|
| 1. Belgeyi tanımlama | Tam metin, düzenleyen makam, tarih ve numara | Özel metin, resmî anlaşma veya karar ayrımı |
| 2. Kaynak hukuk | İşlemin dayanağı ve hukuki etki açıklaması | M.3/e, m.19 veya m.30 koşulları |
| 3. Türkiye bağlantısı | Uygulanabilir sözleşme ve çekince kaydı | Hangi tanıma yolunun gerçekten açık olduğu |
| 4. Güncel borç | Değişiklik belgeleri ve aylık ödeme çizelgesi | Hangi hükümle hangi tutarın istendiği |
| 5. Başvuru | Yetki, temsil, dil ve gerekli ekler | Tanıma-icra veya karar kurulması işleminin doğru seçilmesi |
Bu hazırlık sırasında borçlunun Türkiye’deki adresi bilinmiyorsa merkezî makam aracılığıyla adres araştırması ayrıca ele alınır. Adres bulunması belgenin hukuki kategorisini değiştirmez; fakat doğru işlem ve muhatabın belirlenmesini destekler. Başvuranın güvenliği bakımından hassas konum bilgileri varsa Lahey m.40 adres gizliliği kapsamında korunması istenir.
Avukatla görüşmede sadece “yurt dışında imzalı nafaka kâğıdım var” açıklaması yerine belgenin bütün sayfaları, varsa mahkeme onayı ve icra edilebilirlik kaydı hazırlanmalıdır. Karar numarasıyla anlaşma numarası farklıysa ikisi ayrı gösterilir. İstanbul veya Mersin’deki ofisin dosyayı incelemesi, yabancı ülkede kendiliğinden temsil yetkisi ya da Türkiye’de kesin tahsil sonucu yaratmaz. Yapılacak iş, doğru belgeyi doğru hukuki başvuruya bağlamaktır.
Sık sorulan sorular
Yabancı nafaka anlaşması Türkiye’de doğrudan haciz sağlar mı?
Sadece anlaşmanın varlığı doğrudan haciz yetkisi sağlamaz. Belgenin niteliği ve uygulanacak yol belirlenir; Türkiye’nin Lahey m.30 çekincesi mutlaka dikkate alınır.
Türkiye bütün yabancı nafaka kararlarını reddediyor mu?
Hayır. M.30 çekincesi nafaka anlaşmalarına ilişkindir. M.19 kapsamındaki kararlar kendi tanıma ve icra koşullarıyla incelenir.
Mahkemenin onayladığı sulh da sıradan anlaşma mıdır?
M.19/1, yetkili makam önünde yapılmış veya onun onayladığı sulh ve anlaşmaları karar kavramına dahil eder. Onay işleminin gerçek kapsamı belgelenmelidir.
Jugendamt adı bulunan her belge aynı mıdır?
Hayır. Kurum adı yerine belgenin işlevi, düzenlenme dayanağı ve hukuki etkisi incelenir. Nafaka taahhüdü, soybağı belgesi ve yetkili makam kararı birbirine karıştırılmaz.
İdari makamın kararı hangi koşulla değerlendirilir?
M.19/3, kaynak hukukta yargısal inceleme imkânı ile aynı konudaki yargı kararıyla benzer güç ve etkiyi birlikte arar.
Apostil, m.30 çekincesini ortadan kaldırır mı?
Hayır. Tasdik işlemi belgenin hukuki kategorisini değiştirmez. Ayrıca sözleşme bağlamındaki tasdik muafiyeti m.41’de ayrı düzenlenmiştir.
Apostil aranmazsa onaylı karar örneği de gerekmez mi?
Bu iki işlem farklıdır. Türkiye, m.25/3-a uyarınca yetkili makamca onaylanmış tam karar örneğinin başvuruda bulunmasını istemiştir.
Aynı protokoldeki tapu ve velayet hükümleri de bu yoldan uygulanır mı?
M.19/2, tanıma bölümünün etkisini nafaka yükümlülüğüne ilişkin kısımlarla sınırlar. Diğer konuların hukuki yolları ayrıca belirlenir.
Çekince nedeniyle nafaka alacağı tamamen silinir mi?
Hayır. Belirli bir tanıma yolunun sınırı ile maddi alacağın varlığı farklıdır. Başka bir karar veya uygulanabilir hukuki yol somut şartlarıyla araştırılır.
İlk inceleme için hangi belge gönderilmelidir?
Anlaşmanın tam metni, varsa onay kararı, icra edilebilirlik kaydı, değişiklikler ve ödeme çizelgesi birlikte hazırlanmalıdır. Tek sayfalık tutar görüntüsü yeterli sınıflandırma sağlamaz.
Resmî kaynaklar
- 2007 Lahey Nafaka Sözleşmesi — m.3/e, 10, 19–25, 28, 30, 41, 44 ve 48–52.
- Türkiye’nin HCCH’de yayımlanan beyan ve çekinceleri — m.24 ve 25 beyanları; m.30 çekincesi.
- HCCH taraflık ve yürürlük tablosu — devletler arasındaki uygulama kontrolü.
İstanbul ve Mersin ofisleriyle dosya görüşmesi
Yurt dışından iletişim ve randevu sayfasına ulaşarak belgeyi düzenleyen ülkeyi ve Türkiye’de yapılmasını istediğiniz işlemi belirtebilirsiniz. Hassas belgelerin güvenli iletim yöntemini görüşmede belirleyin.
İstanbul ofisi
Maslak Ahi Evran Caddesi, Polaris Plaza No:21, Kat:9, 34475 Sarıyer/İstanbulMersin ofisi
İhsaniye Mahallesi, 4903. Sokak, Profit İş Merkezi No:23, Kat:3, Daire:14, 33070 Akdeniz/MersinGörüşme talebinizi iletin
Hukuki konu hakkında iletişim
İlk iletişimde konuyu, bulunduğunuz ülke veya ili ve varsa tebliğ ya da son işlem tarihini kısaca belirtebilirsiniz. T.C. kimlik numarası, sağlık verisi veya kişisel belge göndermeyiniz. Mesajlaşma tek başına hukuki görüş veya avukatlık ilişkisi oluşturmaz.